Sizden gelen soru:

Türk bilim adamlarının haritacılığa katkıları nelerdir?

Cevap:

Haritacılığa katkıda bulunan Türk bilim adamlarının sayısı oldukça fazladır.Bütün bu bilim adamlarını listeleyerek sizlere yaptığı çalışmalar hakkında bilgiler vereceğiz.Bu Türk bilim adamlarını listelemek gerekirse aşağıdaki gibi sıralayabiliriz.

İşte Türk Tarihçi Bilim Adamları

  1. Abdurahman Aygün
  2. Abdurrahman İs-Sufi
  3. Ali Kuşçu
  4. Ali Macar Reis
  5. Beyruni
  6. Burhan Tansuğ
  7. Celal Songu
  8. Evliya Çelebi
  9. El Battani
  10. Ekrem Ulsoy
  11. Farabi
  12. Fergani
  13. Gazan Han
  14. Halit Ziya Türkkan
  15. Harzemli Mehmed
  16. İbni Sina
  17. İbrahim Mürsel
  18. Khwarizm
  19. Kadızade Rumi
  20. Kaşgarlı Mahmud
  21. M. Tevfik Ateş
  22. M. Fatin Gökmen
  23. Macit Erbudak
  24. Matrakçı Nasuh
  25. Mehmet Aşık
  26. Mehmet Şevki Ölçer
  27. Mirim Çelebi
  28. Muhiddin Aran
  29. Mustafa Resmi
  30. Müderris Abdurrahman Efendi
  31. Mümtaz Tarhan
  32. Nasreddin Tusi
  33. Ömer Hayyam
  34. Ömer Kadri Koray
  35. Piri Reis
  36. Salih Zeki
  37. Takiyüddin
  38. Uluğ Bey

Şimdi bu Türk haritacıların haritacılık bilimine katkılarını sıralamaya çalışalım;

Abdurahman Aygün  ve Çalışmaları

D.:29.12.1878 Mudanya

Ö.:09.05.1943 İstanbul

1898 de Harp Okulundan mezun oldu. 1902 de Kur. Yzb. olarak Harp Akademisini bitirdi. 1906-12 yılları arasında Genelkurmay Harita Şubesinde görevlendirildi.1906-09 yılları arasında Manastır Harp Okulu topografya dersini yürüttü. 1913 de Pangaltı Harp Okulu askeri topografya öğretmenliği yaptı. 1920 de Harita Dairesi emrine 2. defa atanarak ordunun harita gereksinimini sağlamak için İstanbul Harita Dairesinde ve 1922 den itibaren Ankara’da çalışmıştır. HGM de Harita Okulunun matematik, geometri, jeodezi ve astronomi derslerini vermiştir. 1928 de Paris’e gitmiş ve 1932 de HGM yardımcısı olmuştur. 1939 da tuğgeneral ve 1941 de emekli olup vefatında Zincirlikuyu ünlüler bölümüne defnedilmiştir.

Abdurrahman es-Sûfî  ve Çalışmaları

Abdurrahman es-Sûfî, astronomi aletlerinin geliştirilmesinde de önemli hizmetlerde bulunmuştur. Güneşin yüksekliğini ölçmekte kullanılan usturlapların ölçme duyarlılığını arttırmış olduğu gibi, 10 kg ağırlığında gümüşten bir gök küresi yapmıştır. Ayrıca 123.5 cm çaplı bir halka kullanarak ekliptiğin eğimini 23° 33 45′ olarak tespit ettiği bildirilmektedir.

Ali Kuşçu ve Çalışmaları

Ali Kuşçu’nun astronomi ve matematik alanında yazmış olduğu iki önemli eseri vardır. Bunlardan birisi, Otlukbeli Savaşı sırasında bitirilip zaferden sonra Fatih’e sunulduğu için Fethiye adı verilen astronomi kitabıdır. Eser üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde gezegenlerin küreleri ele alınmakta ve gezegenlerin hareketlerinden bahsedilmektedir. İkinci bölüm Yer’in şekli ve yedi iklim üzerinedir. Son bölümde ise Ali Kuşçu, Yer’e ilişkin ölçüleri ve gezegenlerin uzaklıklarını vermektedir. Döneminde hayli etkin olmuş olan bu astronomi eseri küçük bir elkitabı niteliğindedir ve yeni bulgular ortaya koymaktan çok, medreselerde astronomi öğretimi için yazılmıştır. Ali Kuşçu’nun diğer önemli eseri ise, Fatih’in adına atfen Muhammediye adını verdiği matematik kitabıdır.

Diğer bütün eserleri

  • Risale-i fi’l Hey’e (astronomi)
  • Şerh-i Tici Uluğ Bey (astronomi)
  • Risale-i fi’l Fethiye (astronomi, Risale-i fi’l Hey’e adlı eserinin Arapçasıdır)
  • Risale fi’l Muhammediye (matematik, cebir ve hesap)
  • Unkud-üz-Zevahir fi Man-ül-Cevahir (Günümüz Türkçesi: Mücevherlerin Dizilmesinde Görülen Salkım)

Ali Macar Reis ve Çalışmaları

Ali Macar Reis 16’ncı yüzyılda yaşamış ünlü bir Türk denizcisidir. Daha çok yapmış olduğu haritalar ve denizcilik konusundaki çalışmaları ile tanınmaktadır. Ali Macar Reis, hazırlamış olduğu eserlerini 1566 yılında tahta çıkan Sultan II.Selim’e sunmuştur. İnebahtı Deniz Savaşı’na da katılan Ali Macar Reis, bu savaşta Türk Donanmasının merkez bölgesinde bulunan gemilerin birinde kaptan olarak görev yapmıştır. ALİ MACAR REİS tarafından 1567 de dokuz ceylan derisi üzerine 31×43 cm boyutlu yedi haritadan oluşan bir dünya haritası çizdi. Topkapı müzesinde bulunan bir atlasta bulunan haritalar sıra ile:

Azak denizi, Karadeniz ve Marmara sahil kent ve limanlar

Akdeniz, Eğe denizi, Mora yarım adası, Adriyatik sahilleri, Anadolu’nun bazı sahil kentleri

Akdeniz, İtalya, Adriyatik sahilleri, Kuzey Afrika

Batı Akdeniz, İberik yarımadası, Gaskonya körfezi, Kuzey Afrika

İngiltere, İskoçya, Almanya sahilleri

İstanbul Boğazı, Girit adası bir kısmı, Ege denizi, Adriyatik sahilleri

Dünya haritası (Avusturalya yok)

haritaları vardır. Ali Macar Reis’in yapıtları 1935 de cumhuriyetin kültür yayınlarından biri olarak basılmıştır.

Beyruni ve Çalışmaları

Asıl adı Ebul Reyhan Muhammed bin Ahmed bin Ahmed El Biruni (Beyruni, Beruni) olup Ortaçağın yetiştirdiği en büyük bilim adamıdır.

Enlem ve boylamların hassas bir biçimde saptanması için yöntem geliştirdi. Dünya’nın kendi ekseni etrafında döndüğünü İslam ülkelerinde ilk söyleyen kişidir. 18 kıymetli taş ve mineralin özgül ağırlığını hesapladı. 1000 yılında “Asari Bakiye” (Eski yapıtlar) isimli kitabı yazdı. 1030 da Gazne hükümdarı Mesud’a atfen yazdığı “Al kanun Al Mesudi” isimli kitapta yüksekliği bilinen deniz kenarındaki bir dağın tepesinden yatayla ufuk arasındaki açının ölçülmesi ile yeryuvarı yarıçapının hesaplanacağınıgöstermiştir (R=3333 arap mili=6426 km). 1018-1025 arasında Tahdid isimli kitabı yazdı. 1032 de Hint tarihi eserini yazdı. Düzgün çokgen çizimi ile uğraştı.

Trigonometride birim daire yarıçapını 1 aldı. Ortografik projeksiyon yardımı ile küresel trigonometri için güzel çözümler buldu. Işık hızının ses hızından çok yüksek olduğunu söyledi. Coğrafya ile ilgili bir kitabı Fatih kitaplığındadır. 148 eser yazdığı bilinmekte ise de bunlardan ancak 32 si günümüze kadar gelmiştir. 1 derecenin sinüsünü 8 basamak hesapladı ve π‘ nin irrasyonel olduğunu gösterdi. Astrolob yapımını tan??mladı, yer globusu yaptı, ay tutulmasından enlem saptadı. Usturlabkonusunda da yayını vardır.

Beyrûnî’nin büyük Türk hükümdarlarından Gazneli Mahmud’un (970-1030) oğlu Musud için 1030 yılında hazırlamış olduğu el-Kânûn el-Mesûdî (Mesud’un Kanunu) adlı meşhur astronomi kitabı, İslâm Dünyası’nda bu sahada yazılmış olan en kapsamlı eserlerden biridir. Trigonometriye ayrılmış olan uzun Giriş bölümünde, trigonometrik fonksiyonların birer oran veya sayı niteliğinde olduklarına dikkat çekilmiş ve birim çemberin yarıçapının 1 olarak kabul edilmesi önerilmiştir.

Burhan Tansuğ ve Çalışmaları

İlk ve Orta öğrenimini Konya’da gördü. Berlin’de jeodezi öğrenimini 1944 de bitirerek 1945 de yurda döndü. Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünde göreve başladı. 1949 da Yıldız Teknik Okulu (Yıldız Üniversitesinde) Harita ve Kadastro şubesinin (Jeodezi ve Fotogrametri mühendisliği bölümü) kuruluş ve eğitim işinde görev aldı. 1969 da Prof. oldu. Bölüm başkanı ve dekanlık yaptı. 1987 de emekli oldu. Büyük bir özveri ile yetiştirdiği binlerce harita mühendisleri ile Türk haritacılığına hizmetleri unutulmaz.

Celal Songu ve Çalışmaları

1936 da Konya’da Liseyi bitirerek MSB adına jeodezi öğrenimi için Almanya’ya gitti. 1942 de Dresden TH yı bitirdi. 1942-43 de Münih’de staj yaptıktan sonra yurda döndü. 1943-46 da HGM de 1946-48 de Toprak işleri genel müdürlüğünde ve 1948-55 arasında serbest olarak çalıştı. 1955-59 da Bayındırlık bakanlığı şehircilik heyeti, 1959 da TKGM arazi kadastro ve fotogrametri dairesi reisliğine atandı. Daha sonra buradan da ayrılarak serbest çalışmağa başladı. Çeşitli kurs, okul ve üniversitelerde ders verdi. “Ölçme bilgisi” adında iki ciltlik bir kitabı vardır.

Evliyâ Çelebi ve Çalışmaları

Evliyâ Çelebi’nin kendinden sonrakilere, bilhassa târih ve coğrafya alanında büyük hazîne olarak bıraktığı Seyâhatnâme’nin aslı on cilttir. İstanbul Kütüphânelerinde beş ayrı yazma nüshası vardır. Dil bakımından dikkat çeken eserin imlâsında tutarsızlık görülür. Bu tutarsızlık, her memleketin ağzına göre kaleme alınmasından ileri gelmektedir. Eser bu açıdan ele alınınca büyük bir diyalektik malzeme olarak ortaya çıkar.

Eserin birinci cildinde İstanbul’un târihi, kuşatmaları ve fethi, İstanbul’daki mübârek makamlar, câmiler, Sultan Süleyman Kânunnâmesi, Anadolu ve Rumeli’nin mülkî taksimâtı, çeşitli kimselerin yaptırdığı câmi, medrese,mescit, türbe, tekke, imaret, hastane, konak, kervansaray, sebilhane, hamamlar… Fatih Sultan Mehmedzamânından îtibâren yetişen vezirler, âlimler, nişancılar, İstanbul esnâfı ve sanatkârları yer almaktadır.

İkinci ciltte Mudanya ve Bursa, Osmanlı Devletinin kuruluşu, İstanbul’un fethinden önceki Osmanlı sultanları, Bursa’nın âlimleri, vezirleri ve şâirleri, Trabzon ve havâlisi, Gürcistan dolayları; üçüncü ciltte Üsküdar’dan Şam’a kadar yol boyunca bütün şehir ve kasabalar, Niğbolu, Silistre, Filibe, Edirne, Sofya ve Şumnu şehirleri hakkında geniş bilgiler; dördüncü ciltte İstanbul’dan Van’a kadar yol üzerindeki bütün şehir ve kasabalar, Evliyâ Çelebi’nin elçi olarak İran’a gidişi, İran ve Irak hakkında bilgiler; beşinci ciltte Tokat sonra Rumeli, Sarıkamış’tan Avrupa’ya kadar çeşitli ülke ve eyâletler; altıncı ciltte Macaristan ve Almanya; yedinci ciltte Avusturya, Kırım, Dağıstan,Çerkezistan, Kıpçak diyârı; Ejderhan ve havalisi; sekizinci ciltte Kırım ve Girit olayları, Selanik ve Rumeli’deki hâdiseler; dokuzuncu ciltte İstanbul’dan Mekke ve Medîne’ye kadar yol üzerindeki bütün şehir ve kasabalar, evliyâ menkıbeleri ile Mekke ve Medîne hakkında geniş bilgiler; onuncu ciltte ise Mısır ve havâlisi yer almaktadır.

Seyâhatnâme ilk olarak 1848′de Kahire Bulak Matbaasında Müntehâbât-ı Evliyâ Çelebi adıyla yayınlanmıştır. İkdam Gazetesi sâhibi Ahmed Cevdet Bey ile Necib Âsım Bey, Pertev Paşa Kütüphânesindeki nüshayı esas alarak 1896 senesinde İstanbul’da basmaya başladılar. 1902 senesine kadar ancak ilk altı cildi yayınlanabilmiştir. Yedinci ve sekizinci ciltleri 1928′de Türk Tarih Encümeni, dokuz ve onuncu ciltleri ise 1938′de Millî Eğitim Bakanlığıtarafından yayınlanmıştır. Daha sonraları ise eser ya kısaltılarak veya seçmeler yapılarak çeşitli araştırmacılar tarafından yayınlanmıştır.

Evliya Çelebi’nin on ciltlik Seyahatnâme’si, bütün görmüş ve gezmiş olduğu memleketler hakkında oldukça önemli bilgiler içermektedir. Eser bu yönden Türk kültür tarihi açısından önemli bir yere sahiptir.

Battâni ve Çalışmaları

Rakka’da özel bir gözlemevi kurmuş, Güneş yılının uzunluğunu hesaplamış, yıldızların birçoğunun yerini saptamak amacı ile 877-918 yılları arasında 42 yıl Rakka’da gözlem yapmıştır. Güneş, Ay ve gezegenlerin hareketlerini gözlemlemiş, yörüngelerini doğru bir biçimde belirlemeye çalışmıştır. Güneş ve Ay tutulmaları ile ilgilenmiş, mevsimlerinsüresini büyük bir doğrulukla hesaplamıştır. Ayrıca, ekliptiğin eğimini de dakik olarak belirlemeyi başarmıştır(ekseninin ekliptiğe göre eğimini 23 derece 33 dakika olarak buldu.).

Aynı zamanda matematikçi de olan Battâni, bu alanda da son derece önemli çalışmalar yapmıştır. Sinüs, kosinüs, tanjant, kotanjant, sekant ve kosekantı gerçek anlamda ilk defa kullanan bilim adamının Battâni olduğu söylenmektedir. Battâni, çalışmaları sırasında bazı temel trigonometrik bağıntılara ulaşmış ve bunları astronomik hesaplamalarda kullanmıştır. Astronomi ile ilgili yaptığı cetveller “Zici Sabi” olarak bilinir. Güneş’in en uzak yerinin (apel) sabit olmadığını ve bu noktanın hareket ettiğini saptadı. Küresel trigonometriyi geliştirdi. Trigonometrik yay kirişlerinin yerine sinüslerini kullanmak gibi yararlı bir buluş ortaya attı. Putperestti, sonradan müslüman olmuştur. Bir ara Bağdat’a gitti ve 929 da tekrar Rakka’ya dönerek Kasr el has mevkiinde öldü.

Ekrem Ulsoy ve Çalışmaları

İlk ve orta öğrenimini İstanbul’da yaptı. Berlin’de jeodezi öğrenimi görerek 1938 de Y.Müh. oldu. 1939-50 arasında HGM de çalıştı. 1950 den itibaren Yıldız Üniversitesinin Jeodezi ve fotogrametri mühendisliği bölümünün kuruluş ve öğretim kadrosunda görev aldı. 1969 da Prof. oldu. 1982 de KTÜ’de onur doktoru ünvanı verildi. Aynı yıl emekli oldu. Büyük bir özveri ile çalışarak yetiştirdiği binlerce harita mühendisi ile Türk haritacılığına büyük katkısı olmuştur.

Farabi ve Çalışmaları

Farabi’nin ilkin Merv’de okutulan felsefi ilimIerden faydalanmış olması akla uygundur. Fakat asıl felsefe tahsilini Bağdad’da yaptı. Bağdad’da kendisinden daha yaşlı olan Ebıl Bişrb. Metta b. Yılnus’tan mantık dersi aldı. Bişr, öğrencilerine Aristo mantığını okutuy~rdu. Farabi, onlar arasında temayüz etmekte gecikmedi. Daha sonra Harran’a gitti. Orada Yuhanna b. Haylan ile tanıştı. Bir hıristiyan bilgini olan Yuhanna’dan mantık ve felsefe tahsil etti. Yeniden Bağdad’a dönerek Yunan filozoflarının ve özellikle Aristo’nun kitaplarını inceledi. Bir çok dillere vukufu vardı. Halife Muktedir devrinde. (tahta geçişi H.295 jM.907) bu kitapları açıklamağa ve etrafına ışık tutmağa başladı. Bir çok eserler yazdı. Daha sonra Şam’a gitti. Bir. ara. Mısır’a da seyahat etti. Yeniden Şam’adöndü. Halep ve Şam dolaylarının sultanı Seyf ad-Devle, Farabi’ye çok hürmet gösterdi. Hatta onu sarayında himaye etti. Farabi, H.339 jM.950 yılında 80 yaşında iken Şamda hayata gözlerini yumdu. Felsefe, mantık, psikoloji, musiki, matematik ve tıpda derin bir bilgin olan Farabi’nin ölümü Seyf ad-Devle’yi çok üzdü. Bu Sultanın, Türk filozofunun cenaze namazinı bizzat kıldırdığı. söylenir.

Tıp alanında çalışmalar yapan Farabi, bu konuda çeşitli ilaçlarla ilgili eser yazdı. Farabi, gerek insan fizyolojisi ve anatomisi, gerek nöroloj ve biyoloji, gerekse psikoloji gibi konularda çeşitli çalışmalar yapmış ve eserler kaleme almıştır.

Fergani ve Çalışmaları

Fergani, astronomi, matematik, coğrafya ve mekanik sahalarda çalışmalar yaptı. Bunlar arasında, astronomiye daha çok ağırlık verdi. İlmi çalışmalarında deneye dayanan inceleme ve araştırmalar yaptı.Gök cisimlerinin hareketleriyle uğraştı. Kur’an-ı kerimin ve aklın prensiplerine uygun olmayan Batlemyüscü astronomiyi ilk defa tenkid edenler arasında yer aldı. Gök cisimlerinin, Batlemyüs ve izindekilerinin iddia ettiği gibi akıl dışı bazı ruhi cisimler olduğunu kabul etmedi. Onların akli, katı, homosentrik ve eksantrik daireler şeklinde hareketlere sahib olduklarını ispatladı. Kainatın ve gezegenlerin hacim ve büyüklükleri ile birbirlerine uzaklıklarını inceledi. Yaptığı hesaplamalar, Kopernik’e kadar batı astronomisinde değişmez ölçüler olarak kabul edilerek asırlarca kullanıldı. Fergani, güneşin yarıçapının uzunluğunun 3250 Arap mili olduğunu söyledi. Bu 6.410.000 metre ve 3990 İngiliz miline eşittir.

Fergani, güneşin de kendine göre hareketli olduğunu, ilim tarihinde ilk defa keşfeden alimdir. Kendi devrine kadar gök cisimlerinin hareketi biliniyordu. Ancak güneşin de bir yörüngesi bulunduğunu, kendi etrafında batıdan doğuya doğru döndüğünü ilk defa Fergani tesbit etti. Ayrıca 41 sene devam eden astronomi incelemelerinde enlemler arasındaki mesafeyi de hesapladı.

Fergani, güneş tutulmasını önceden tesbit eden bir usul de buldu. Bu usulle 842 senesinde bir güneş tutulması olacağını önceden tesbit etti ve o gün bu konuda rasatlarda bulunup incelemeler yaptı. Dünyanın yuvarlak olduğu konusunda yeni deliller gösterdi.

Ahmet Fergani, zamanında İslam aleminde hasib, yani matematikçi olarak da tanınmıştı. Bilindiği gibi astronomi çalışmaları matematiğe dayanmaktadır. Eserlerinden, bu alanda da söz sahibi olduğu görülmektedir. Fergani’nin derin bilgiye sahib olduğu diğer bir saha da coğrafyadır. Matematiki coğrafya alanında çalışmalar yaptı. Bu saha o devirde astronominin bir dalı sayılıyordu. Fizik ve mekanik konusunda da Fergani’nin çalışmaları vardır.Çizimini kendi hazırladığı ve yapımına nezaret ettiği Nil Nehri sularının hızını ve seviyesini ölçen Mikyas-ül-Cedid adlı bir alet yaptı.

Ahmed Fergani, halife El-Me’mun’dan başlıyarak El-Mütevekkil zamanına kadar El-Cezire’de yaptığı araştırmalar, yazdığı eserler ve bulduğu ölçüm aletleriyle zamanın önde gelen alimleri arasında yer aldı. Onun astronomi, matematik, coğrafya ve mekanik sahasındaki çalışmaları bu ilim dallarının gelişmesine önemli ölçüde yardımcı oldu. Onların temellerini güçlendirdi ve yeni gelişmelere yol açtı. Daha sonraki devirlerde aynı konularla ilgilenen alimler, Fergani’nin eserlerinden istifade ettiler. Fergani’nin tesirleri o devirdeki bütün Türkistan’lı alimlerin üzerinde görülmektedir.

Gazan Han ve Çalışmaları

İlhanlı hükümdarı Argun hanın oğludur. 1300 de Marega’ya uğrayıp gözlemevini tetkik etmiş ve dönüşte Tebriz’in batı tarafındaki banliyosu Şem’de bir gözlemevi kurdurmuştur. Tahta geçmeden önce 1295 de müslüman oldu. Doğa bilimleri, astronomi, el sanatları, tarih, tıp ve kimya ile uğraştı.

Halit Ziya Türkkan ve Çalışmaları

Ali-Hendesei-Mülkiyei şahane (İTÜ) den mezun oldu. Sıra ile İzmir, Aydın illeri bayındırlık müdürlüklerinde çalıştı. Liselerde matematik ve fizik dersleri verdi. Halkalı Y.Tarım okulunda matematik, geometri ve topografya öğretmenliği yaptı. Daha sonraİstanbul’da defteri hakani emaneti heyeti fenniye mühendisliğine (kadastro müdürlüğü fen amiri) atandı. Sonra buranın müdürü olarak Avrupa’ya tetkike gitti. Dönüşünde Tapu ve kadastro teşkilatını kurdu. 1939 yılında bu teşkilatın Genel müdürlüğüne atandı. “Kadastro ne idi, nedir ve ne olacaktır?” isimli, önsözünde Adalet bakanı MAHMUT ESAT’ın bir yazısı olan eski Türkçe bir kitabı 1928 de yayınlandı. 1944 deemekli oldu.

Harzemli Mehmed ve Çalışmaları

Asıl adı Ebu Abdullah Muhammed ibni Musa al Hwarizmi el magusi veya kısaca Harzemli Mehmet bin Musa dır. Aral denizi güneyinde bugünkü adı ile Khiva da doğdu. Khvarizm, Hvarizm , Harizm veya Harzem doğduğu kenten kaynaklanmaktadır. 7.Abbasi halifesi EL-MEMUN zamanında Bağdat’ta yaşamıştır. Kendisine Halife tarafından Beytül hikme (Bilim Akademisi) nin idaresi verildi. Afganistana yapılan ilmi inceleme ve araştırma heyetinin başkanlığını yaptı. “Kitab-ül Cebr vel Mukabala” isimli ünlü bir kitap yazarak cebir kelimesini ilk kullanan kişidir. Kitabın Arapça nüshası Oxford, Bodley kitaplığındadır. Bu kitap 15. ve 16. yüzyılda yaşamış birçok matematikçilere rehber olmuştur. Latinceye “Liber algorismi” ismi ile çevrilmiştir.Hesap yöntemi anlamına gelen “Algoritma” kendi isminden geldiği söylenmektedir.”El-cem ve’t-tefrik fi hesap el-Hind” (Hint aritmetiğinde toplama ve çıkarma) isimli kitabı 1205 de Bath’lı Adelard tarafından “Algoritmi de numero Indorum” (Hint sayıları ile hesaplama sanatı) Toledo çevirisi batıda büyük bir etki yaptı. “Suret-ül arz” (Yerin şekli) isimli yapıtında coğrafya ile ilgili çalışmalar, yer ve gök haritalarını içeren “Enlem-boylam” kitabı ve ayrıca usturlab hakkında bir başka kitabı vardır. Sincar ovasında meridyen ölçülerine katılarak Dünya çevresi için 64 000km hesaplamıştır.

İbn Sina ve Çalışmaları

İbn Sina’nın Hemedan’da yazmaya başladığı Kitabü’ş-Şifa bir olasılıkla tarih boyunca bu türde tek kişi tarafından kaleme alınmış en kapsamlı çalışmadır.

Mantık, fizik, geometri, astronomi, matematik, müzik ve metafizik konularının işlendiği kitapta yalnızca ahlak ve siyaset sorunları ele alınmaz. Yapıtta, ona esin kaynağı olan Aristoteles’in yanı sıra öteki Eski Yunan akımları ile Yeni-Platonculuğun etkileri de görülür. İbn Sina’nın sisteminin temelini, vacibü’l-vücud (Tanrı’nın varlığının zorunluluğu) kavramı oluşturur; ona göre öz ve varoluş arasındaki ayrım yalnızca Tanrı’da ortadan kalkar. İbn Sina, evrenin yaratılışını, Tanrı’nın kendi kendini bilmesinden doğan birinci ustan (akl-ı evvel) inayet ve feyz yoluyla art arda türeyen 10 us ile ilk dokuz usun kendi kendini düşünmesinin ortaya çıkardığı gök katlarının (felek) oluşturduğu bir sudur (türüm) zinciriyle açıklar. Onuncu ya da etkin us (akl-ı faal) ise insanın yaşadığı dünyayı, oluş ve bozuluş (kevn ve fesad) dünyasını ortaya çıkarır.

Gene Hemedan’da yazımına başlanan el-Kanun fi’t-Tıb ise hem Doğu hem de Batı tıp tarihinde benzeri olmayan çok ünlü bir kitaptır. Bu yapıt, büyük ölçüde Roma İmparatorluğu döneminde yaşamış Yunan hekimlerinin bulguları ile Arapça kaynaklara ve İbn Sina’nın kendi deneyimlerine dayanan sistematik bir ansiklopedidir.

Hemedan’da bulunduğu süre boyunca gündüzleri sarayda hem hekim hem de yönetici olarak çalışan İbn Sina, neredeyse her gece öğrencileriyle birlikte yapıtlarını kaleme almakla uğraşıyor, felsefi ve bilimsel tartışmalar yürütüyordu. Fiziksel güçlülüğü de olağanüstü bir çalışma programını uygulayabilmesine olanak veriyordu. 1022′de Şemsü’d-Devle’nin ölmesi üzerine gizlice Isfahan hükümdarıyla yazışması bir süre hapse atılmasına yol açtı. Sonunda kaçmayı başararak çevresinde küçük bir grupla birlikte İsfahan’a gitti. Orada yaşamının son 14 yılını görece dingin bir ortamda geçirdi. Hükümdar Alaü’d-Devle’den ve saray çevresinden büyük saygı gördü.

Hemedan’da başladığı iki büyük yapıtını İsfahan’da tamamladı, 200′e yakın bilimsel incelemesinin çoğunu burada yazdı. Kita-bu’n-Necât adıyla Kitabü’ş-Şifa’nm yetkin bir özetini kaleme aldı. Bu kitabın bir bölümünü Alaü’d-Devle’ye eşlik etmek zorunda kaldığı seferler sırasında savaş alanında yazdı. Son büyük felsefe yapıtı Kitabu’l-İşarat ve’t-Tenbihat ise İbn Sina’nın görüşlerinin en “kişisel” anlatımını içeriyordu. Bu yapıtında düşünür, imanın başlangıcından Tanrı’nın doğrudan ve kesintisiz müşahade-sine varıncaya değin mutasavvıfın manevi yolculuğunu dile getiriyordu. İsfahan’da bir Arapça bilgininin onu dilbilgisindeki yetersizliği dolayısıyla eleştirmesi üzerine üç yıl çalışarak yazdığı Lisanü’l-Arab müsvedde olarak kaldı. Alaü’d-Devle’ye eşlik ettiği bir sefer sırasında hastalandı, kendi kendini tedavi etmeye çalıştıysa da bağırsaklarındaki kolik sancılarından ve aşın bitkinlikten öldü.

Aristoteleşçi İslam bilginlerinin en büyük ustası olan İbn Sina, aynı zamanda yaşamının sonlarına doğru bir “Doğu felsefesi” (el-Hikmetü’1-Meşrikiye) geliştirmeye çalıştı. Bu amaca yönelik yapıtlarının çoğu bugüne ulaşmamışsa da öteki yapıtlarından bazılarındaki bilgiler izlediği yolu göstermek için yeterlidir. İslam felsefesinin daha sonra özellikle İran’da ve Doğu’nun öteki İslam topraklarında yöneleceği mistik teosofi yolundaki ilk adımı İbn Sina atmıştır.

Etkisi

İbn Rüşd’ü izleyenlerin oluşturduğu gibi bir “Latin İbn Sina okulu” dpğmadıysa da düşünürün Batı’ da önemlj’ etkisi oldu. Kitabü’ş-Şifa’ nın bir bölümü 12. yüzyılda Latinceye çevrildi. El-Kanun fi’t-Tıb’m da eksiksiz çevirisi aynı yüzyılda gerçekleşti. Bu ve başka çeviriler İbn Sina’nın görüşlerini Batı’ nın her köşesine yaydı. Onun düşüncesi, Aziz Augustinus’un görüşleriyle iç içe geçerek başta Fransisken okulları olmak üzere ortaçağ skolastik düşüncesinin temellerinden birini oluşturdu. El-Kanun fi’t-Tıb birkaç yüzyıl boyunca tıpta tek başvuru kaynağı sayıldı ve ibn Sina ancak Hippokrates ve Galenos’la karşılaştırılabilecek tartışmasız bir saygınlık kazandı. Doğuda tıp, felsefe ve ilahiyat alanlarında İbn Sina’nın çağlar boyunca süren ağırlığı İslam düşüncesinde bugün de canlılığını korumaktadır.

Diğer eserleri

Aksamu’l-Ulumi’l-Akliyye, Risale fi’l-Hudud, İsbatu’n-Nubavve, Risale fi’l-Kader, el-Ahlak, Kitob fi’s-Siyaset, Risale fi’l-Âşk, Hayy ibn Yakzan, Kitabu’l-İnsaf, el-Ahd, el-İsaretu ila Ilmi’l-Mantık, el-Hidaye, Makale fi’n-Nefs.

İbrahim Mürsel ve Çalışmaları

15. Yüzyılda yaşamış Trablusgarplı bir Türk denizcisi olup “Mürsiyeli İbrahim” de denmektedir. 1456 da Akdeniz haritası ve 1460 da Güney Avrupa haritası yapmıştır.

Al Khwarizm ve Çalışmaları

Asıl adı Ebu Abdullah Muhammed ibni Musa al Hwarizmi el magusi veya kısaca Harzemli Mehmet bin Musa dır. Aral denizi güneyinde bugünkü adı ile Khiva da doğdu. Khvarizm, Hvarizm , Harizm veya Harzem doğduğu kenten kaynaklanmaktadır. 7.Abbasi halifesi EL-MEMUN zamanında Bağdat’ta yaşamıştır. Kendisine Halife tarafından Beytül hikme (Bilim Akademisi) nin idaresi verildi. Afganistana yapılan ilmi inceleme ve araştırma heyetinin başkanlığını yaptı. “Kitab-ül Cebr vel Mukabala” isimli ünlü bir kitap yazarak cebir kelimesini ilk kullanan kişidir. Kitabın Arapça nüshası Oxford, Bodley kitaplığındadır. Bu kitap 15. ve 16. yüzyılda yaşamış birçok matematikçilere rehber olmuştur. Latinceye “Liber algorismi” ismi ile çevrilmiştir.Hesap yöntemi anlamına gelen “Algoritma” kendi isminden geldiği söylenmektedir. “El-cem ve’t-tefrik fi hesap el-Hind” (Hint aritmetiğinde toplama ve çıkarma) isimli kitabı 1205 de Bath’lı Adelard tarafından “Algoritmi de numero Indorum” (Hint sayıları ile hesaplama sanatı) Toledo çevirisi batıda büyük bir etki yaptı. “Suret-ül arz” (Yerin şekli) isimli yapıtında coğrafya ile ilgili çalışmalar, yer ve gök haritalarını içeren “Enlem-boylam” kitabı ve ayrıca usturlab hakkında bir başka kitabı vardır. Sincar ovasında meridyen ölçülerine katılarak Dünya çevresi için 64 000 km hesaplamıştır.

Kadızade-i Rumi ve Çalışmaları

Semerkand’da kurulan rasathanenin kuruluş aşamasında görev yapmış-mıştır. El-Kaşi (Gıyaseddin Cemşid) ile birlikte önemli bir basan kazanmışlardır, El-Kaşi ilk müdür olmuştur ancak ömrü yetmediği için bu görevi de kısa sürmüştür. Bu göreve ikinci olarak, uzun yıllar bu görevi sürdürecek olan Kadızade Rumi getirilmiştir. O’nun “Rumi” sıfatı, Rum ülkesinden gelmiş sayılmasıyla bağlantılıdır. İlginçtir ki O gerçek adı olan Selahaddin Musa yerine lakab-lanyla tanınmıştır : “Kadızade-i Rumi…

Semerkand’daki bu medrese yani bir yerde yüksek okul bir eğitim kurumu görevi de yapmıştır. Burada dersler veren Kadızade’ye Başmü-derris denirdi. Ders veren hocalara müderris dendiğine göre buna göre O, “başöğretmen”di. O’nun derslerine Uluğ Bey’de devam etmektedir. O’nun yetiştirdiği sonradan ünlü o-lacak iki matematikçi daha vardır. Biri Ali Kuşçu, diğeri de Fethullah-ı Şirvani’dir. İlki daha ileride İstanbul

da yerleşecek; ikincisi ise Kastamonu’ya.

Kadızade, memleketi olan Bursa’ ya dönmeyecek, Semerkand kentine temelli yerleşecek ve hatta orada evlenerek yuvasını da orada kuracaktır. Bir oğlu olacak ve adı Şemsettin Mehmet olan çocuğunu ileride Ali Kuşçu’nun kızıyla evlendirerek kendisiyle öğrencisi arasında böylece bir akrabalık bağı oluşacaktır. Onların da bir oğullan olacak, Kadı-zade’nin torununa Kutbettin Mehmet adı verilecektir. Bu torun ise gelecekte Mirim Çelebi gibi bir matematikçi yetiştirecektir ki kendisi biyografilerimiz arasında yer alacaktır.

Kadızade Rumi’nin çalışma ve eserlerine gelince… Gerçek çalışma alanı “matematik”tir. Astronomi ile de ilgilenmiştir ve bu da doğal kabul edilmelidir.

O’nun en ünlü eseri Risaleti Fil He sap, Arapça kaleme alınmıştır. Bu e-ser halen Şehit Ali Paşa kütüphanesinde 1992 no.da kayıtlı bulunmaktadır. Bu eseri, genç yaşlarında, he-nüz Bursa’da iken yazılmış olduğun dan eserin üzerinde gerçek adı yani “Selahaddin Musa” yazılıdır. Bir de daha çok trigonometri konularını derlediği Risaletül Ceyb adlı bir çalışması vardır. Burada 1° lik yayın sinus değerlerinin hesaplanmasına dair açıklamalar bulunmaktadır.

Şerhi Mülahhas Filhey adını verdiği çalışması Uluğ Bey’e ithaf edilmiştir. Semerkant’ta yazılmış olan bu eser, Mehmet Bin Ömer-El Ha-rezmi’nin Elmülah has Filhey ‘e adlı eserinin şerhi olmaktadır.

Şerhi Eşkal-üt Tesis adlı çalışması da, Şemseddin Semerkandi’nin Eşkal-üt Tesis adlı eserin şerhidir. Bu gerçekte bir geometri kitabıdır.

Bunların dışında yine şerh olarak bir, iki çalışması daha vardır.

Kaşgarlı Mahmud ve Çalışmaları

“Divanü-Lügat-it-Türk” (Türkçe sözlük) isimli bir yapıtında bir dünya haritası çizmiştir.

Onbirinci Yüzyılda Kaşgarlı Mahmud’un Çizdiği Dünya Haritası Türklerin bulunduğu bölgeleri göstermek amacıyla çizilmiştir. Daire şeklinde olan haritanın çevresinde Doğu, Batı, Kuzey, Güney yönleri belirtilmiş, bazı deniz ve ırmaklar gösterilmiştir. Batıda işaret edilen yerler İtil boylarına, yani Kıpçakların ve Frenklerin oturdukları bölgelere kadar uzanır. Güney-Batıda Habeşistan’a , Güneyde Hint, Sint, Doğuda Çin ve Japonya’ya işaret edilmiştir. Ortada Yarkent, Kaşgar, Barsgan, Balasagun, Yifruç, İkiöküz, Asbuâli, Kumri, Talas v.s. gibi daha birçok Türk kentleri yer almıştır. Söz konusu harita, Türk coğrafya tarihi açısından çok değerli bir belgedir; dairevî bir Dünya haritası olup, renklidir. Dağlar kırmızı, nehirler kurşûnî, denizler yeşil ve kumluk sahalar ise sarı renkle gösterilmiştir. Haritanın merkezinde Türk hükümdarlarının oturdukları Balasagun kenti mevcuttur. Öteki kentler ve yerler Balasagun’a göre düzenlenmiş, yönler ise Orhun Yazıtları’nda gördüğümüz eski Türk geleneğine göre belirlenmiştir. Haritada, Türklerin oturdukları sahalar ile ilişkide bulundukları yakın komşuları belirtildiği halde, ilişkide bulunmadıkları bölgeler gösterilmemiştir. Dünya’nın çevresi, Yunanlılarda olduğu gibi, çepe çevre bir denizle çevrelenmiştir.

Kaşgarlı Mahmud’un bu haritası, Türkler tarafından çizilen ilk Dünya haritasıdır ve dairevî olması sebebiyle, İdrîsî’den alınmış olabileceği tahmin edilmiştir. Ancak bu tahmin doğru değildir; çünkü İdrîsî bu yapıtın yazılmasından yaklaşık yirmi beş sene sonra doğacaktır; dolayısıyla Kaşgarlı Mahmud’un İstahrî’den veya çağdaşı Beyrûnî’den etkilendiğini farzetmek daha isabetli olacaktır.

İlk Japon haritası bir Türk tarafından 14.yüzyılda çizilmiş, bir Dünya haritasında yer alması ise, 15.yüzyılda olmuştur. Bütün bu bilgilerin ışığı altında, bir plan biçiminde de olsa, yanlışlarla dolu da olsa ilk Japon haritasının 11. yüzyılda Kaşgarlı Mahmud tarafından çizildiği bir gerçektir.

M. Tevfik Ateş ve Çalışmaları

İlk ve orta öğrenimini Erzincan’da tamamladı (1933). Maltepe askeri lisesi (1936) ve Harp Okulu (1937) sonrası jeodezi öğrenimi için Berlin’e gitti. Ön lisans eğitiminden sonra savaş dolayısı ile ABD Cornell Üniversitesinde lisans (1942) ve Syracuse Üniversitesinde Y. Lisansı 1943 de tamamladı. 1945-1960 yılları arasında Harita Genel Komutanlığında çalışarak albay rütbesi ile emekli oldu. 1960-63 de İller Bankası Harita Dairesi Başkanı, 1963-77 de TKGM de Arazi Kadastrosu ve Fotogrametri Dairesi Başkanı ve Gn.Md. teknik yardımcısı, 1977-81 de başbakanlık danışmanı olarak çalıştı. 1970 den itibaren vefatına kadar HGK, Harita Yüksek Teknik okulunda çeşitli dersler verdi. 1978 de İTÜ de Dr. oldu. Harita Genel Komutanlığında çeşitli uluslararası jeodezi, fotogrametri ve kartoğrafya konuları ile ilgili toplantılarda Türkiyeyi temsil heyetinde bulundu. Harita Yüksek Teknik okulu dışında Kadastro lisesinde ve ODTÜ de ders verdi.

M. Fatin Gökmen ve Çalışmaları

Fatin hoca olarak da tanınır. İzmir’in bayındır kazasında orta öğrenim yaptı. İstanbul’da Fen fakültesini 1904 de bitirdi. Müneccimbaşı Hüseyin Hilmi’den astronomi ve takvim hazırlama öğrendi. Fen fakültesinde olasılık ve astronomi dersleri verdi. Bir süre de dekanlık yaptı. 1910 da ilk Türk gözlemevinin temelini attı. 1910-43 yılları arasındaİstanbul gözlemevi müdürü oldu. 1950 ye kadar Konya milletvekilliği yaptı. Birçok bilim adamı yetiştirdi. Astronomi konusunda çalışmaları vardır. Kitaplarını Süleymaniye kitaplığına devretti. Oğlu Tarık GÖKMEN (1918-1985) astronomdur.

Macit Erbudak ve Çalışmaları

İlk ve orta öğrenimini Şam’da yaptı. Liseyi 1931 de bitirdi. 1935 de İstanbul Üniv. fen fakültesi matematik bölümünü bitirdikten sonra jeodezi öğrenimi için gönderildiği Berlin TH yı 1940 da bitirerek aynı yıl HGM de göreve başladı. 1944 de askerlikten ayrılarak çeşitli işlerde bu arada 1947-49 arasında TKGM de çalıştı. 1949-80 arasında 31 yıl Yıldız Üniversitesi Harita ve Kadastro şubesinin açılışı ve öğretiminde E.ULSOY ve B.TANSUĞ ile birlikte büyük bir özveri ile görev aldı. Tübitak hizmet ödülü verildi.

Matrakçı Nasuh ve Çalışmaları

Nasuh, özellikle geometri ve matematik alanlarında önemli bir bilim adamıydı. Uzunluk ölçülerini gösteren cetveller hazırlamış ve bu konuda kendinden sonra gelenlere önderlik etmiştir. Matematiğe ilişkin iki kitabı Cemâlü’l-Küttâb ve Kemalü’l- Hisâb ile Umdetü’l-Hisâb’ı I. Selim (Yavuz) döneminde yazmış ve padişaha adamıştır. Bu yapıtlardan sonuncusu uzun yıllar matematikçilerin elkitabı olarak kullanılmıştır.

Nasuh bir tarihçi olarak da önemli yapıtlar vermiştir. Mecmaü’t-Tevârih adıyla Taberî Tarihi’ni Türkçe’ye çevirmiştir. Ayrıca Tarih’i Sultan Bayezid ve Sultan Selim ile Tarih’i Sultan Bayezid adlı iki kitabında bu padişahlar dönemindeki olayları anlatmıştır. Süleymannâme adlı kitabının üç ayrı nüshasında 1520-1537, 1543-1551 ve 1542-1543 arasında geçen olayları ele almıştır. Kanuni’nin 1534 Irak seferini Beyan-ı Menazil-i Sefer-i Irakeyn-i Sultan Süleyman Han’da 1538 Karaboğdan seferini de Fetihnâme-i Karaboğdan’da konu etmiştir.

Mehmet Aşık ve Çalışmaları

21 yaşında geziye çıkarak 25 yıl içinde bir çok ülke gezmiş ve gezi notları 1595 de “Menazır-ül Avalim” (Dünyanın görünümü) adıyla basılmıştır. 1590 da Menemenli MEHMET REİS’in çizdiği bir Akdeniz haritası Venedik’te Correr müzesindedir. Benzer şekilde 16. yüzyılda Tunus’lu Hacı Ahmed’in Dünya haritası Venedik’te San Marco kütüphanesindedir.

Mehmet Şevki Ölçer ve Çalışmaları

1883 yılında Harp Okuluna girdi.1889 da kurmay Yzb., 1894 de Bnb. 1900 de Yrb., 1908 de Alb., 1912 de Tuğgnl. ve 1923 de korgeneral oldu 1926 da emekli oldu.1890-94 yılları arasında Paris’te jeodezi öğrenimi yaptı. Dönüşte genelkurmaya bağlı harita komisyonunda, 1894 de Eskişehir nirengisinde çalıştı. Mühendis okulunda jeodezi öğretmenliği yaptı. 1901 de Bonne projeksiyonu için gerekli hesaplamaları yaptı. 1908 de 2. Meşrutiyetin ilanından sonra “Memaliki Osmaniye harita dairesinin ahzına dair” bir tasarıyı genel kurmay başkanlığına sundu. Bu tasarı üzerine Genel kurmay harita şubesine bağlı bir harita komisyonu kurulmuştur. 1909 da bu komisyon Bonne projeksiyonunda Ayasofya boylam başlangıcı olarak 1:25 000 ölçekli Bakırköy paftası ile işe başladı. 1915 de harita şubesi müdürü olarak 1. Dünya Savaşında ordunun harita ihtiyacını karşıladı. 1916 da Berlin’e giderek Potsdam’da IAG ve Jena’da Zeiss fabrikasını gezdi. 1917 de yine Berlin ve Viyanada incelemelerde bulundu. Kurtuluş savaşında 60 subay ve 170 sandık eşya ile Harita dairesini Ankaraya aktardı. Bu daire 1925 de Harita Genel Müdürlüğü olarak kuruldu ve kendisi de Genel müdür oldu. 42 yıl Türk haritacılığının kuruluş ve gelişmesine çok büyük katkıları oldu. 18 adet nişan ve madalyası 7 kitabı vardır. Bu kitaplar arasında eski yazı ile yazılan “Taksim-i arazi” (Jeodezi) ünlüdür.

Mirim Çelebi ve Çalışmaları

Mirim Çelebi, adıyla tanınan Mahmud ibn Mehmed, devrin en önemli astronom ve matematikçilerindendir. Ali Kuşçu ile Kadızâde-i Rûmî’nin torunudur. Dönemin önemlibilim adamlarından dersler almış ve matematik ve astronomide üstün bir başarı göstermiştir. Gelibolu Medresesi’nde müderrisliğe başlamış ve daha sonra çeşitli medreselerde görev yapmıştır. II. Bayezid zamanında, 1508′de Anadolu Kazaskerliği’ne getirilmiş, Yavuz Sultan Selim padişah olduktan sonra, 1512′de bu görevden kendi isteğiyle ayrılmıştır. Ancak Kanûnî Sultan Sülayman tarafından 1522-1523 tarihinde ikinci defa bu göreve getirilmiştir. Bir süre sonra yeniden görevden ayrılmış, Edirne’ye yerleşmiş ve ölümüne kadar bu şehirde kalmıştır. Mirim Çelebi’nin en tanınmış eseri Uluğ Bey Zîci için yazmış olduğu Düsturül-Amel ve Tashihül-Cedvel (İşlemin İlkesi ve Tablonun Düzeltilmesi, 1498) adlı Farsça şerhtir. Mirim Çelebi ayrıca Ali Kuşçu’nun Fethiye adlı eserine de bir şerh yazmıştır. Bu eserler dışında, el-Makâsid adında astrolojiye dair bir kitabı ve pek çok risalesi vardır; bunlar üzerinde henüz bir araştırma yapılmadığı için, içerikleri bilinmemektedir.

Muhiddin Aran ve Çalışmaları

Lise öğrenimini askeri okullarda yaptı ve devlet hesabına Münih (Almanya) de jeodezi öğrenimini 1934 de bitirdi. 1935 de yurda döndü. 1936 da HGM de göreve başladı. 1954 te sivil hayata geçerek İller Bankası ve İmar İskan Bakanlığı harita dairelerinde çalıştı. Buralarda çeşitli yönetmelikler hazırladı.İmar ve İskan Bakanlığı müsteşar muavinliği ve daha sonra bakanlık tetkik kurulu başkanlığı yaptı. Eşi ünlü soprano Belkis Aran olup Harita Genel Müdürü Tuğgeneral Abdurrahman AYGÜN’ün kızıdır.

Mustafa Resmi ve Çalışmaları

1785 de MUSTAFA RESMİ ipekli kumaş üzerine renkli yapılmış 70 x 120 cm boyutlu Karadeniz ve Akdeniz haritasını çizdi (haritalarını, Mustafa: Amel-ressam hıfzı Enderun Hazret-i Sadrı Ali olarak imzalamıştır).

Müderris Abdurrahman Efendi ve Çalışmaları

1803 de ilk Türkçe atlas, Darüt-tabaati’l-Amire adını taşıyan basımevi müdürü Müderris ABDURRAHMAN efendi tarafından İstanbul’da basıldı. Bu atlas birçok kaynaklardan ve Avrupa’da yapılan atlaslardan yararlanılarak yapılmıştır. Atlasın başında 79 sayfalık astronomi ve coğrafya bilgilerini içeren bir bölüm bulunmakta, bunu renkli haritalar izlemektedir. Abdurrahman efendi. III. Selim zamanında Mühendishane-i Berri-i Hümayün’da (Devlet Kara mühendislik Okulu) geometri öğretmenliği yapmıştır.

Mümtaz Tarhan ve Çalışmaları

1931 de Hukuk fakültesini bitirdi. Maliye bakanlığının çeşitli kuruluşlarında çalıştı. Tapu ve Kadastro Genel Müdürü iken 1946 da Tapu ve Kadastro Meslek lisesini kurdu. Yıldız Üniversitesindeki Harita ve Kadastro şubesinin açılışına büyük katkıları oldu. 1951 de Sayıştay başkanı, 1954 de milletvekili oldu. 1957 de İstanbul’da vali ve belediye başkanı oldu. Ankara’da Türk eğitim derneği başkanlığını yaptı. Tarhan kolejini kurdu. Futbol federasyon başkanlığı yaptı. Diğer hukuk kitapları yanında “Mukayeseli dünya kadastrosu” isimli kitabı yayınlandı.

Nasiruddin Tusi ve Çalışmaları

Nasiruddin Tusi, 1201 ile 1274 yıllarında yaşamış Azeri Tusi, bilgin islam filozofu. Sözkonusu dönem, Moğol istilasısebebiyle Bağdad’da, bir yandan karanlık bir dönem bir yandan da önemli düşünce okullarının kurulduğu ve islam bilim kurumlarının açıldığı bir dönem oldu. Nasîrüddin Tûsî’de bu dönemde yetişmiş Şiî dünyasının tanınmış bir bilgesi olmuştur.

Nasîrüddin Tûsî, babasının ve dayısının etkisiyle erken yaşlardan itibaren kelâm, felsefe ve matematik ile ilgilenmeye başladı. Felsefi gelişmesinin belirli bir evresinde İbn-i Sina’nın İşârât’ını okudu ve uzun yıllar bu metinle uğraştı. Bu uğraşmaların ardından en önemli eserlerinden biri sayılan Şerh-i İşârât´ı kaleme aldı.

Kemalûddin Hâsip’ten matemetiği ve Burhanüddin Hamedanî’den hadisleri öğrendi. Pek çok bilgi dalıyla ilgilendi ve derinleşmeye çalıştı; tanınmış bilginler yetiştirdi (Allâme Hillî, Kutbüddin Şirvanî gibi).İsmaili mezhebinden ve edebiyat, tasavvuf ve felsefe ilgilisi Nasîrüddin Ebu’l-Feth b.Mansûr’nin meclisinde yer aldı. Abbasi halifesi El-Mûtasım’ı öven bir kaside yazdıktan sonra araları açıldı ve sürgüne gönderildi.

Hassan Sabah’ın yedinci halefi Khudavend Alaüddin aracılığıyla Alamut kalesinde saklandı. Daha sonra, 1247′ye kadar, yarı tutuklu olarak Meymûn Daye kalesinde tutuldu. Moğolların kaleleri ele geçirmesiyle serbest kaldı. Moğol hükümdarı Hülâgu’nun müşaviri olarak görev aldı ve bütün bilimsel ve felsefi çalışmalarında ondan destek aldı. Ünlü Marâgâ Rasathanesini bu sırada kurdu ve bu kurum en büyük islam bilim kurumlarından biri olarak yer aldı. Rasathanenin yanında büyük bir kütüphane kurulması da gerçekleştirildi, burada dört yüz bin kitabın toplandığı sanılmaktadır. Hûlagü han bir yandan Bağdadı yakıp yıkan bir yandan da orada yeniden bilim kurumlarının kurulmasını destekleyen kişi oldu. Daha sonraki hükümdar Abaka Han tarafından da destek gördü ve yaşlılığında bu destek sayesinde önemli eserlerini üretti.

Nasîrüddin Tûsî, islam felsefesinde yeni bir felsefe ekolü ortaya koymamıştır, ancak yine de felsefi çalışmaları derinlik ve kapsamıyla etkili olmuş bir bilge olarak yer edinmiştir. Daha çok meşşai filozoflarının yolundan gitmiş olduğu söylenebilir, onların felsefi tezlerini Şiiliğin prensiplerine uyarlamaya çalıştı. İslam dünyasında ilk defa bir sistematik etik kitabını yazan kişi oldu. Sisteminde Aristoteles’in ahlak ilkeleriyle Gazâli’nin mistik ve tasavufi ahlak düşünceleriyle bir arada değerlendirmeye çalıştı. Bir tür sentez arayışında oldu. Bu ahlak felsefesinin bir bölümünü de eğitim konusundaki düşünceleri oluşturmaktadır. Ona göre çocuğun doğumundan itibaren ona uygun bir ad verilmeli (çünkü adlar kader üzerinde etki yapar), iyi bir sütanneye sahip olmalı ve yetişme döneminde çocuk kötü huy edineceği ortamlardan korunmalıdır. Bu süreçte ona aklını kullanmasını ve akıl yoluyla elde edilen erdemleri sevmesini öğretmek gerekir. Arzularına hakim olmanın ve kendini tutmanın bir erdem olarak öğretilmesi gerekir. Bundan sonra ise çocuk hangi sanata ya da ilgiye yetenekli ise ona yönlendirilmeli ve özendirilmelidir.

Kitapları

  • Şerh’i İşârat (temel felsefe kitabı, 20 yılda hazırlanmış)
  • Zic-i İlhânî (astronomi hakkında)
  • Tecrid-ül-akâid (kelam kitabı)
  • Tezker-i hayat
  • Tahrir-i Öklides
  • Tahrir-ül-Macestî
  • Esas-ül-iktibas (Mantık kitabı)
  • Esraf-ül-eşraf
  • Ahlak-ı Nâsırî
  • Fusul
  • El-Mesail El-Hayriyat
  • Bahnâme (Tıp bilimi kitabı)

Ömer Hayyam ve Çalışmaları

Gıyaseddin Eb’ul Feth Ömer İbni İbrahim’el Hayyam veya Ömer Hayyam (d. 18 Mayıs 1048 - ö. 4 Aralık 1131) Türk şair, filozof, matematikçive astronom.

Hayyam Nişaburludur. Yaşadığı dönemin ünlü veziri Nizamül-Mülk ve Hasan Sabbah ile aynı medresede zamanın ünlü alimi Muvaffakeddin Abdüllatif ibn el Lübad’dan eğitim görmüş ve hayatı boyunca her ikisi ile de ilişkisini kesmemiştir. Bazı kaynaklar; Hasan Sabbah’ın Rey kentinden olduğuNizamül-Mülk’ün de yaşça Ömer Hayyam ve Hasan Sabbah’tan büyük olduğunu ve böylece aynı medresede eğitim görmediklerini belirtmektedir. Yine de Ömer Hayyam, Hasan Sabbah ve Nizamül-Mülk’ün ilişki içinde olduklarını inkar etmemektedir. (Kaynak: Semerkant-Emin Maluf Emin Maluf’un bu kitabında Hasan Sabbah ve Nizamül-Mülk ile Ömer Hayyam’ın ilişkisini ve hikâyelerini kurgulamış olabileceği de düşünülmelidir. Hayyam’ın kendi dilinden yazılı böyle bir açıklaması yoktur.)

Birçok bilim adamınca Batıni, Mutezile anlayışlarına dâhil görülür. Evreni anlamak için, içinde yetiştiği İslam kültüründeki hakim anlayıştan ayrılmış, kendi içinde yaptığı akıl yürütmeleri eşine az rastlanır bir edebi başarı ile dörtlükler halinde dışa aktarmıştır.

Çadırcı anlamına gelen “Hayyam” takma adını babasının çadırcılık yapmasından almıştır. Ayrıca İstanbul’un Beyoğlu ilçesinde bir semte adını da vermiştir. Tarlabaşı bulvarında Sakızağacı ışıklardan başlayıp, Tepebaşı’na kadar inen caddenin adıdır. Hayyam aynı zamanda çok iyi bir matematikçiydi. Binom Açılımını ilk kullanan bilim adamıdır. Hayyam, genelde şiirlerindeki eğlence düşkünlüğünün belirgin olmasından dolayı Rubâileri ile ünlenmiştir.

Geçmişte yaşamış birçok ünlünün aksine Ömer Hayyam’ın doğum tarihi günü gününe bilinmektedir. Bunun sebebi, Ömer Hayyam’ın birçok konuda olduğu gibi takvim konusunda da uzman olması ve kendi doğum tarihini araştırıp tam olarak bulmasıdır.

Rubailerinde, dünya, var oluş, Allah, devlet ve toplumsal örgütlenme biçimleri gibi hayata ve insana ilişkin konularda özgürce ve sınır tanımaz bir şekilde akıl yürüttüğü görülmektedir. Akıl yürütürken ne içinde yaşadığı toplumun ne de daha öncesi zamanlarda yaşamış toplumların kabul ettiği hiçbir kurala bağlı kalmamış, kendinden önce yaşayanların insan aklına koymuş olduğu sınırları kabullenmemiş, bir anlamda dünyayı, insanı, var oluşu kendi aklıyla baştan tanımlamış; bu nedenle de çağını aşarak “evrenselliğe” ulaşmıştır. Ancak unutmamak gerekir ki Hayyam’ın yaşadığı dönem, kendisi gibi çağları aşan ve tarihin gördüğü en büyük düşünürlerden birini yaratacak sosyo-kültürel altyapıya sahipti. Kendi tarihinin belki de en aydınlık dönemlerini yaşayan İslam dünyasında felsefenin hak ettiği ilgiyi gördüğü bir dönemde yaşayan düşünür, böylece nispeten yansız ve bilimsel bir öğrenim görmüş, Müslüman fakat felsefeyi günah saymayan bir toplum içinde özgürce felsefe ile ilgilenebilmiştir.

Hayyam, aynı zamanda dünya bilim tarihi için de önemli bir yerdedir. Dünyanın ilk rasathanesini kurmuştur. Günümüzde kullanılan Miladi ve Hicri Takvimlerden çok daha hassas olan Celali Takvimi’ni hazırlamıştır. Okullarda Pascal Üçgeni olarak öğretilen matematik kavramı aslında Ömer Hayyam tarafından oluşturulmuştur. Matematik, astronomi konularında dünyanın önde gelen bilim adamlarındandır. Birçok bilimsel çalışması olduğu bilinmektedir.

Pek çok Rubai ünü sebebiyle Hayyam’ınkilerine karıştırılmıştır, bilinen kadarıyla Rûbailerinin sayısı 158′dir. Fakat kendisine mal edilenler binin üzerindedir.

Ayrıca Ömer Hayyam için tarihteki ilk bilinen savaş karşıtı eylemci yakıştırması da yapılmaktadır.

Rubailerinin Türkçeye çevirisi farklı birçok çevirmen tarafından yapılmışsa da rubaileri Türk halkına sevdiren çeviri Sabahattin Eyüboğlu tarafından yapılmıştır.

Eserleri

Hayyam’ın eserlerinden 18 tanesinin adı bilinmektedir, çeşitli bilim dallarında birçok eser yazmıştır.

  1. Ziyc-i Melikşahi. (Astronomi ve takvime dair, Melikşah’a ithaf edilmiştir)
  2. Kitabün fi’l Burhan ül Sıhhat-ı Turuk ül Hind. (Geometriye dair)
  3. Risaletün fi Berahin İl Cebr ve Mukabele. (Cebir ve denklemlere dair)
  4. Müşkilat’ül Hisab. (Aritmetiğe dair)
  5. İlm-i Külliyat (Genel prensiplere dair)
  6. Newruzname (Takvim ve yılbaşı tespitine dair)
  7. Risaletün fil İhtiyal li Marifet. (Altın ve gümüşten yapılmış bir cisimde altın ve gümüş miktarının bilinmesine dair. Almanya Gotha kütüphanesinde bir nüshası mevcuttur.)
  8. Risaletün fi Şerhi ma Eşkele min Musaderat(Öklid’in bir probleminin çözülmesi metoduna dair, Hollanda Leiden kütüphanesinde bir nüshası vardır. F. Woepcke fransızcaya çevirmiştir.)
  9. Risaletün fi Vücud (Felsefede ontoloji bahsine dair. Britanya kütüphanesinde bir nüshası mevcuttur.)
  10. Muhtasarun fi’t Tabiiyat (Fizik İlmine dair)
  11. Risaletün fi’l Kevn vet Teklif (Felsefeye dair)
  12. Levazim’ül Emkine (Meskûn yerlerin iklimi ve hava değişikliklerine dair)
  13. Fil Cevab Selaseti Mesâil ve fi Keşfil Hicab (Üç meseleye cevap ve alemde zıtlığın zorunlu olduğuna dair)
  14. Mizan’ül Hikem (Pırlantalı eşyaların taşlarını çıkarmadan kıymetini bulmanın yöntemine dair)
  15. Abdurrahman’el Neseviye Cevab (Hak Teâlâ’nın alemleri yaratmasının ve insanları ibadetle yükümlü kılmasının hikmetine dair)
  16. Nizamülmülk (Arkadaşı olan vezirin biyografisi)
  17. Eş’arı bil Arabiyye (Arabça rûbaileri)
  18. Fil Mutayat (İlim prensipleri)

Ömer Kadri Koray ve Çalışmaları

Babası hekim Bnb. olup Balkan ve 1. Dünya Savaşına katıldı.Topografya şubesi müdürü iken plançetenin yeterli olmadığını gördü ve hava fotogrametrisinin gereğini anladı. Jeodezi öğrenimi için Almanyaya gitti. TH Dresden’de HUGERSHOFF’unöğrencisi oldu.1937 de yurda döndüğünde eski müdürü Sedat paşayı hava fotogrametrisi için ikna etti.1941-45 arasında HGM Md. yardımcısı ve 1945-50 arasında Harita Genel Müdürü, 1951 de emekli oldu.Çeşitli madalyaları vardır. Deniz K.K. hastanesinde vefat etti.

Piri Reis ve Çalışmaları

Piri ReisAhmet Muhiddin PiriAhmet ibn-i el-Hac Mehmet El Karamani (1465-70, Gelibolu - 1554, Kahire), Türk-Osmanlı denizcisi vekartograf. Amerika’yı gösteren Dünya haritaları ve Kitab-ı Bahriye adlı denizcilik kitabıyla tanınmıştır.

Karamanlı bir ailenin çocuğu olan Ahmet Muhiddin Piri’nin ailesi Fatih Sultan Mehmed devrinde padişahın emri ile Karaman ülkesinden İstanbul’a göç ettirilen ailelerdendir. Aile bir süre İstanbul’da yaşamış, sonra Gelibolu’ya göç etmiştir. Piri Reis’in babası Karamanlı Hacı Mehmet, amcası ise ünlü denizciKemal Reis’tir.

Piri denizciliğe amcası Kemal Reis’in yanında başladı; 1487-1493 yılları arasında birlikte Akdeniz’de korsanlık yaptılar; Sicilya, Korsika, Sardunya ve Fransakıyılarına yapılan akınlara katıldılar. 1486′da Endülüs’te Müslümanların hakimiyetindeki son şehir olan Gırnata’da katliama uğrayan Müslümanlar Osmanlı Devleti’nden yardım isteyince o yıllarda deniz aşırı sefere çıkacak donanması bulunmayan Osmanlı Devleti, Kemal Reis’i Osmanlı Bayrağı altında İspanya’ya gönderdi. Bu sefere katılan Piri Reis, amcası ile birlikte müslümanları İspanya’dan Kuzey Afrika’ya taşıdı.

Venedik üzerine sefer hazırlığına girişen II. Beyazid’in Akdeniz’de korsanlık yapan denizcileri Osmanlı donanmasına katılmaya çağırması üzerine 1494′te amcası ile birlikte İstanbul’da padişahın huzuruna çıktı ve birlikte donanmanın resmi hizmetine girdiler.

Piri Reis, Osmanlı Donanması’nın Venedik Donanması’na karşı sağlamaya çalıştığı deniz kontrolü mücadelesinde Osmanlı donanmasında gemi komutanı olarak yer aldı, böylece ilk kez savaş kaptanı oldu. Yaptığı başarılı savaşların sonucunda Venedikliler barış istediler ve iki devlet arasında bir barış anlaşması yapıldı. Piri Reis, 1495-1510 yıllarında İnebahtı, Moton, Koron, Navarin, Midilli, Rodos gibi deniz seferlerinde görev aldı. Akdeniz’de yaptığı seyirler sırasında gördüğü yerleri ve yaşadığı olayları, daha sonra Kitab-ı Bahriye adıyla dünya denizciliğinin de ilk kılavuz kitabı olma özelliğini taşıyacak olan kitabının taslağı olarak kaydetti.

Piri Reis, 1511′de amcasının bir deniz kazasında ölümünden sonra Gelibolu’ya yerleşti. Barbaros Kardeşler’in idaresi altındaki donanmada halaoğlu Muhiddin Reis ile Akdeniz’de bazı seferlere çıktıysa da daha çok Gelibolu’da kalıp haritaları ve kitabı üzerinde çalıştı. Bu haritalardan ve kendi gözlemlerinden yararlanarak 1513 tarihli ilk dünya haritasını çizdi. Atlas Okyanusu, İber Yarımadası, Afrika’nın batısı ile yeni dünya Amerika’nın doğu kıyılarını kapsayan üçte birlik parça, bu haritanın günümüzde elde bulunan bölümüdür. Bu haritayı dünya ölçeğinde önemli kılan, günümüze kalmamış olan[kaynak belirtilmeli], Kristof Kolomb’un Amerika haritasındaki bilgileri içeriyor olması rivayetidir.

Barbaros Kardeşler, 1515 yılında dünyanın en büyük deniz güçlerinden birisini oluşturmuş ve Kuzey Afrika’da fetihler yapmışlardı. Piri Reis, Oruç Reis’in kaptanlarından birisi olarak hediye sunmak üzere yardımını bekledikleri Yavuz Sultan Selim’e gönderildiğinde Yavuz’un yardım olarak verdiği iki savaş gemisi ile geri döndü. Piri Reis, 1516-1517 yıllarında İstanbul’a geldiğinde tekrar Osmanlı donanmasının hizmetine girdi; Derya Beyi (Deniz Albayı) rütbesini aldı ve Mısır seferine gemi komutanı olarak katıldı. Donanmanın bir kısmı ile Kahire’ye geçip Nil ırmağını çizme fırsatı buldu.

Piri Reis, İskenderiye’nin ele geçirilmesinde gösterdiği başarılar ile padişahın övgüsünü kazandı ve sefer sırasında haritasını padişaha sundu. Günümüzde bu haritanın bir parçası mevcuttur, diğer parçası kayıptır. Bazı tarihçilere göre, Osmanlı padişahı dünya haritasına bakmış ve “Dünya ne kadar küçük…” demiştir. Sonra da, haritayı ikiye bölmüş ve “biz doğu tarafını elimizde tutacağız..” demiştir.. Padişah, daha sonra 1929′da bulunacak olan diğer yarıyı atmıştır. Bazı kaynaklarca, günümüzde bulunamamış olan doğu yarısını, Hint Okyanusu’nun ve onun Baharat yolunun kontrolünü ele geçirmek için Padişahın yapacağı olası bir sefer için kullanmak istediği bile iddia edilmektedir.

Piri Reis seferden sonra, tuttuğu notlardan Bahriye için bir kitap yapmak amacıyla Gelibolu’ya döndü. Derlediği denizcilik notlarını bir Denizcilik Kitabı (Seyir Kılavuzu) olan Kitab-ı Bahriye’de bir araya getirdi.

Kanuni Sultan Süleyman’ın dönemi, büyük fetihler dönemiydi. Piri Reis, 1523′deki Rodos seferi sırasında da Osmanlı Donanması’na katıldı. 1524′de Mısır seyrinde kılavuzluğunu yaptığı sadrazam Pargalı Damat İbrahim Paşa’nın takdiri ve desteğini kazanınca, 1525′da gözden geçirdiği Kitab-ı Bahriye’sini İbrahim Paşa aracılığıyla Kanuni’ye sundu.

Piri Reis’in 1526′ya kadar olan yaşamı Kitab-ı Bahriye’den izlenebilir. Piri Reis, 1528′de, ilkinden daha içerikli ikinci dünya haritasını çizdi.

1533 yılında Barbaros Hayrettin Paşa kaptan-ı derya olunca Piri Reis de Derya Sancak Beyi (Tümamiral) ünvanı alan Piri Reis, sonraki yıllarda, güney sularında devlet için çalıştı. Barbaros’un 1546′da ölümünün ardından Mısır Kaptanlığı (Hint Denizleri Kaptanlığı da denilirdi) yaptı, Umman Denizi, Kızıl Deniz ve Basra Körfezi’ndeki deniz görevlerinde yaşlandı. Osmanlı donanmasında yaptığı son görev idamıyla sonuçlanan Mısır Kaptanlığı oldu.

Başlıca eserleri 

  • Kitab-ı Bahriye
  • Piri Reis’in Haritası (İlk Dünya Haritası)
  • Hadikat’ül Bahriye
  • Bilad-ül Aminat
  • Eşkalname

Salih Zeki ve Çalışmaları

Çağdaş Türk bilim tarihçiliğinin kurucusu Sâlih Zeki’dir; Sâlih Zeki (1864-1921), kendisinden önce bu alana yerleştirilebilecek eserler veren Bursalı Mehmed Tâhir ve Namık Kemal gibi bazı tarihçilerin ve düşünürlerin araştırmalarını yönlendiren ve Türkleri ve İslâm medeniyetini Batılı araştırmacıların saldırılarına karşı savunmayı hedefleyen tepkici tutumu bir yana bırakmış ve daha nesnel bir yaklaşımla Müslümanların ve Türklerin bilime yapmış oldukları hizmetleri belirlemeye çalışmıştır. Çok değerli olmakla birlikte sadece iki cildi yayımlanabilmiş Asâr-ı Bâkıye’yi (Ölmez Eserler, 1911) yazarken, Montucla, Tannery, Delambre ve Cantore gibi Batılı bilim tarihçilerinin yanında, İstanbul’daki yazma kütüphanelerinde mevcut olan elyazması eserlerden de yararlanmış olduğu görülmektedir. Salih Zeki, bu eserinin birinci cildinde, İslâm Dünyası’ndaki trigonometri çalışmalarına, ikinci cildinde ise aritmetik ve cebir çalışmalarına yer vererek Müslümanların bu alanlara yapmış oldukları katkıları göstermiştir. Ölmez Eserler bugün de araştırmacılar tarafından kullanılan güvenilir bir kaynaktır. Öyleyse bilim tarihi araştırmaları esnasında doğrudan doğruya elyazması metinlere giderek bilgileri kaynağından sağlama geleneği bizde Salih Zeki ile başlamıştır.

Salih Zeki’nin, matematik ve astronomi bilimlerinde kullanılan bütün terimleri açıklamak ve Doğulu ve Batılı bütün matematikçilerle astronomların hayat öykülerini ve eserlerini tanıtmak maksadıyla yayımlamaya başladığı Kâmûs-ı Riyâziyyât (Matematiksel Bilimler Sözlüğü, Cilt 1, 1892) adlı eseri de Türk bilim tarihi açısından çok değerlidir. Çünkü hem matematik ve astronomi terimlerinin hem de matematik ve astronomi tarihi terimlerinin tanımlarını ve açıklamalarını içermektedir. Yayımının tamamlanmamış olması, Türk kültür tarihi açısından çok büyük bir kayıp olmuştur.

Salih Zeki, bilim tarihinin yanında bilim felsefesi ile de ilgilemiş ve ünlü Fransız matematikçisi ve felsefecisi Henri Poincaré’nin (1854-1912) bilim felesefesi ile ilgili Bilimin Değeri, Bilim ve Yöntem, Bilim ve Varsayım ve Son Düşünceler adlı eserleri ile Alexis Bertrand’ın Bilimsel Felsefe adlı eserlerini Türkçe’ye çevirerek, bilim felsefesinin Türkiye’de tanınmasını ve yaygınlaşmasını sağlamıştır.

Takiyüddin ve Çalışmaları

Takiyüddin döneminin en büyük bilginidir. Matematik ve astronomi başta olmak üzere birçok alanda araştırmaları vardır. Özellikle trigonometri alanındaki çalışmaları övgüye değerdir. Özellikle trigonometri alanındaki çalışmaları övgüye değerdir. 16. yüzyılın ünlü astronomu Copernicus sinüs fonksiyonunu kullanmamış, sinüs, kosinüs, tanjant ve kotanjanttan söz etmemiştir; oysa Takiyüddin bunların tanımlarını vermiş, kanıtlamalarını yapmış ve cetvellerini hazırlamıştır.

Takiyüddin, trigonometrik fonksiyonların kesirlerini, ilk defa ondalık kesirlerle göstermiş ve birer derecelik fasılalarla 1 dereceden 90 dereceye kadar hesaplanmış sinüs ve tanjant tabloları hazırlamıştır. Bu dönemde, logaritma tabloları veya hesap makineleri olmadığı için, trigonometrik hesaplamalarda ya bu cetveller ya da rub, yani “trigonometrik çeyreklik” denilen basit bir alet kullanmıştır.

Takiyüddin’in aritmetik alanındaki çalışmaları da oldukça önemlidir. Kendisine özgü pratik bir rakamlama sistemi geliştirmiş ve çok eskiden beri kullanılmakta olana altmışlık kesirlerin yerine ondalık kesirleri kullanmaya başlamıştır. Takiyüddin, ondalık kesirleri kuramsal olarak incelemiş ve bunlarla dört işlemin nasıl yapılacağını örnekleriyle göstermiştir. Batı’da, bu düzeye, yaklaşık on sene sonra yazılmış olan (1585) Simon Stevin’in (1548-1620) eseri ile ulaşılabilmiştir.

Ondalık kesirleri, Uluğ Bey’in Semerkand Gözlemevi’nde müdürlük yapan Gıyâsüddin Cemşid el-Kâşi’nin Miftâhü’l-Hisâb (Aritmetiğin Anahtarı, 1427) adlı yapıtından öğrenmiş olan Takiyüddin’e göre, el-Kâşi’nin bu konudaki bilgisi, kesirli sayıların işlemleriyle sınırlı kalmıştır; oysa ondalık kesirlerin, trigonometri ve astronomi gibi bilimin diğer dallarına da uygulanarak genelleştirilmesi gerekir.

Uluğ Bey ve Çalışmaları

Devlet adamlığını ve bilge kişiliği şahsında birleştirmesini bilmiş, ö-nemli bir Türkbilginidir. Sultaniye’ de doğmuştur. Ünlü Türk komutanlarından Timurlenk’in torunu olan Uluğ Bey’in gerçek adı olan “Turagan”, bazı kaynaklarda farklı ola-rak,”Taragay” ya da “Turgay”olarak gösterilmiştir.

Babası Müiniddin-i Şahruh’tur. O, Timurlenk’ten sonra ülke yönetimini eline geçirecek ve bu arada Uluğ Bey’i henüz genç yaşlarında Semerkand merkez olmak üzere,Türkistan ve Maveraünnehir’e genel vali olarak atayacaktır. 1409 da gerçekleşen bu atama O’nun genç yaşında olgunlaşmasına neden olmuştur. Bu görevi babasının öldüğü 1446 yılma kadar, 35 yıl süreyle ve başarıyla devam edecektir. 16 yaşında getirildiği bu görev süresinde en çok önem verdiği bayındırlık ve eğitim işleri olmuştur Çeşitli medreselerin açılması sağlanmış ve daha da değerlisi, O’nun çabaları sayesinde o zamanlarda dünyanın en gelişmiş rasathanesi Semerkand’da kurulmuştur. Bu rasathane kısa sürede önemli bir eğitim merkezine dönüşmüş ve dünyaca tanınmıştır. Burada geleceğin bilim adamları yetişecektir.

Bu rasathanenin inşaatı on yıldan fazla sürmüştür. 1424 yılında bittiği sanılmaktadır. Bütün bu sürede Uluğ Bey inşaatın her şeyiyle ilgilenmiştir. Rasathanenin ilk müdürü El-Kaşi (Gıyaseddin Cemşid) olmuşsa da kısa süre sonra ölmüştür. İkinci olarak müdürlük görevi Kadızade Rumi’ye verilmiştir.

O, bu görevi 1435-1440 yıllan arasında yapmış ve O da öldükten sonra bu göreve Ali Kuşçu gelmiştir.

Bütün bu gelişmelerle Uluğ Bey’ in yakın ilgisi vardır. Çünkü bölge valisi olarak bütün bu atamaları O yapmaktadır. Uluğ Bey, bütün bu yoğun çalışmaları arasında bilimle uğraşmaya vakit ayırabilmiştir. Sonuç olarak, O, kendisini asla bilimden kopmuş kabul etmiyordu. Bazen istekli olduğu derslere katılıyor, bir öğrenci gibi çalışıyordu.

Uluğ Bey’in gerçek çalışma alanı Astronomi olmakla birlikte matematiği de çok iyi bildiği bilinmektedir.

Bilhassa geometriye özel ilgi duyan Uluğ Bey’in en önemli eserleri Zic’teridir.

Bunlar Zici Gürgani, Uluğ Bey Zici, Zici Cedidi Sultani adlarıyla tanınan bu üç zicin hazırlanmasında Ali Kuşcu’nun da katkısı bulunduğu sanılmaktadır. Bu sonuncu zic uzun yıl-lar doğu ve batı uygarlıklarının hepsinde kullanılmıştır. Bunda 994 yıldıza ait o zaman için ulaşılması olanaklı tüm bilgiler yer almaktadır. Bu zicin ilk çevirisi Farsçaya yapılmıştır. 1650 yılında İngilizceye çevirilen bu eserin biraz gelişmiş şekli, ilk kez Tycho Brahe (1546-1601) tarafından yapılacaktır. Fransızcaya çevirisi A. Sedillot tarafından 1840 yılında yapılmıştır. Bu çevirinin adı Pro-legomenes des Tables Astronomi-ques d’OulougBey ‘dir.

Osmanlılara ise bu eser, Ali Kuşçu ve torunu Mirim Çelebi çevirisi ile gelmiş olacaktır. Bütün bilim dünyası astronomideki gelişmeleri bu zicler yardımıyla izlerken, burada yer yer matematik problemleriyle karşılaşılmaktadır.

Bu problemlenn daha çok geometri ve trigonometri konularıyla ilgili ol-duğu görülmektedir.Uluğ Beyim tük problemlerin bir çoğuyla ilgilenmiş ve güzel çözümler bulmuştur.

O’nun hocası olan Kadızade Rumi Uluğ Bey zici hakkındaki görüşünü, Düsturiilamel ve Tashihülcedvel adını taşıyan risale şerhinde açıklarken özellikle 1 dereceklik yayın sinüsüne ait buluşun çok dikkat çekici olduğunu üstüne basarak belirttikten sonra, şunu da eklemiştir: “Bir derecelik yayın sinüsüne dair yapılan matematiksel açıklama ve kanıtlardan bağımsız düşünsek bile konu, sadece yazıda belirtilmiş olan değerler bile olsa, bu çalışmanın ne kadar değerli olduğunu göstermeye yeterlidir.”

Uluğ Bey bilimde ne kadar başarı lı olsa da, sonuçta O ülkesini yönetmekle görevlidir. Babası öldükten sonra çok şeyler değişecek ve bazı siyasi entrikalarla karşı karşıya kalacaktır. Oğullarının ihanetine uğrayacak ve Semerkand’dan ayrılıp He-rat’a giderek ülkesini oradan yönetmeye çalışacaktır. Herat’ta bulunduğu son üç yılını büyük sıkıntılar içinde geçirmiştir. Horasan’da bulunan büyük oğlu Abdüllatif ülkeyi ele geçirmeye kalkışmıştır. O yalnız değildir ve O’nu kışkırtanlar vardır.

Siyasi baskılar ve entrikalar Uluğ Beyi bunaltmıştır. O da karşı tedbir olarak zaman zaman zecri tedbirler a-hr. Bir ara küçük oğlunu yanına çekmeye çalışır. İş artık çatışma aşamasına gelmiştir. Büyük çatışmalar yaşanır ve savaşı kazanan oğlu tarafından esir alınır ve Semerkand’da halka teslim edilir. Bu O’nun idam fermanıdır. Bu halkın bir kısmı Uluğ Bey ile araları bozuk olanlardır ve onlar oğul Abdüllatif ten kısas isterler. O da babasını bu insanlara teslim eder. Bu kargaşada bir bahane ile kardeşi de halka teslim edilmiştir. Böylece tek başına kalacaktır. Her ikisi de idam edilerek öldürülür. Bir büyük bilim adamı, oğlunun ihanetine uğrayarak, yaşama veda etmiş olmaktadır.