Televizyon

Televizyonlar günümüzde hemen her yerde bulunan bir iletişim aracı. Bu iletişim aracının önemi aynı anda ses ve görüntüyü iletebilmesi. Televizyonlar ilk icat edildikleri zamandan günümüze çok fazla değişim gösterdiler. Örneğin sadece sese ve görüntü iletebilen televizyonlar yerine bugün internete giren a televizyonlar var. Televizyonlar sayesinde dünyanın başka bir köşesinde meydana gelen gelişmeleri canlı izlemek mümkün.

Televizyon Bağımlılığının Nedenleri ve Kurtulma Yolları

Televizyonun Zararları Nelerdir?

Televizyonun Tanımı

Görüntünün tespit edilmesi, işlenmesi, çeşitli tekniklerle (uydular, kablo şebekesi gibi) iletilmesi ve bu iletimin alınıp izlenmesi süreçlerinin tümü televizyonun teknolojik anlamını açıklarken, iletilen yayınları almaya ve izlemeye yarayan elektronik cihaz da televizyonun araç olarak tanımıdır. Televizyonla ilgili en önemli olgu televizyonun görüntüyü iletmesidir. Bu iletimin gerçekleşebilmesi için de -aynı seste olduğu gibi- ‘ışık’ elektrik sinyaline dönüştürülür. Görüntünün elektriksel ifadesi de ‘video’ yani ‘görüntü sinyali’dir.

Televizyonun İcadı

İskoçyalı John Logie BAIRD, 1920’lerde “Baird Çorapaltı Çorap” icadının (çorabın altına giyilen bu çorabın ne işe yaradığı hiçbir zaman anlaşılamadı) patentini almak için uğraşırken aklına görüntü ve sesi elektronik olarak bir yerden bir yere aktarma fikri gelir. Aldığı “Yok artık, daha da neler” tepkilerine, dönemin zor şartlarına ve parasızlığa rağmen hiç yılmadan çalışır. İlk yaptığı model, şimdiki televizyonlara pek benzemez: Birkaç dikiş iğnesi, birkaç şapka kutusu, büyükçe bir bisküvi tenekesi, bir bisiklet lambası ve biraz mühür mumu. Ortaya çıkan alet Baird’in tam olarak istediği şey değildir, ama bir sonraki aşama için önemli bir deneyim olur. Durumdan fena halde heyecanlanan Baird teknolojik imkanların daha elverişli olduğu Soho’ya yerleşir ve içi garip hurda ve ıvır zıvırla dolu olan ilk ciddi laboratuvarını kurar.

1926 yılında, ilk kez insan yüzünün görüntüsünü Televizyonda elde ediyor. Baird laboratuvarındaki dev ışıkların ısısına dayanması için ilk TV çekimlerinde özel vantrolog kuklaları kullanır. Bir süre sonra bazı deneyleri için gerçek insan gerekince, parayla genç bir ofis boy tutmak zorunda kalır ve 1924’te tarihin ilk televizyonun patenti alınır: Televisor. Oldukça ilkel koşullarda üretilen ve eski bir çay kutusunun üzerine monte edilen Televisor’ün motoru, ev yapımı bir Nipkow diskten oluşmaktadır – disk tekeri olarak şapka kutusundan kesilen yuvarlak karton, lambayı yerleştirmek için bir bisküvi kutusu, mil yerine bir dikiş iğnesi bu motor için ideal malzemelerdir. Baird’ın bulduğu ilk anten enfes bir iletken olan bir Malta haçıydı.

Baird icadını Kraliyet Enstitüsü’ne resmi olarak ilk kez 26 Ocak 1926’da tanıtır, 1928’de ise ilk görüntüler Atlas Okyanusu’nun öbür yakasına, yani Londra’dan New York’a ulaşmıştır bile (fazla bir şey görmek mümkün olmasa da). Böylece Baird ilk televizyon istasyonunu kurar ve BBC için ilk televizyon yayınlarını yapmaya başlar. Hatta ilk TV oyunu da BBC tarafından yapılmıştır.

1930’ların ortasında ise televizyon yayınları hem İngiltere’de, hem Amerika Birleşik Devletleri’nde az sayıdaki zengin kişilerin evlerinde izlenmeye başlanıyor. Alıcıların pahalılığı yüzünden hızlı bir yayılmadan bahsedilemez elbette, ancak bu dönemde her şeyini satarak bütün parasını TV alıcısına yatıran bir İngiliz köylüsünün söyledikleri çok anlamlı: “Hayatım boyunca en büyük hayalim Londra’yı görmek oldu, bunu alınca artık gitmeme gerek kalmayacak, ne zaman istersem Londra bana gelecek.”

Renkli televizyonlar

1940’larda renkli televizyon çalışmaları hız kazandı. 1950’lerde ABD’de ilk renkli televizyon satışa çıktı, ancak renkli televizyon ABD’de 1960’larda geniş kitlelerce kullanılmaya başlandı.

Türkiye’de Televizyonculuk

Türkiye’de ilk olarak 1953 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi tarafından bölgesel olarak ve haftada birkaç saat deneme yayınları başlatıldı. Zaman içinde gelişen televizyon altyapısı TRT’nin İstanbul stüdyoları ve vericisi kurulana kadar TRT’ye de hizmet vermiştir. Ancak TRT Kanunu ile ülkemizde radyo ve TV yayın tekelinin TRT Kurumuna verilmesi üzerine haftada bir yapılan İTÜ-TV yayınlarına son verildi. 1968 yılında TRT siyah beyaz olarak sürekli yayına başladı. Başta tek kanalken sonradan TRT1, TRT2… gibi çeşitli TRT kanalları oluşturuldu. Renkli televizyona geçiş 1980’lerde kısmen gerçekleşti. 1990’lı yılların başında özel televizyon kanalları yayına başladı.

Televizyonun Önemi

Televizyon bir kitle iletişim cihazıdır. Yani, televizyon dünyada olup bitenleri bize en kolay yoldan haber verebilecek, diğer insanlarla düşüncelerimizde benzerlik veya farklılık olup olmadığını sınayabileceğimiz, bütün bunların yanı sıra insanlarla ortak konularüzerine konuşmamızı sağlayan (diziler, maçlar, haberler) ve bu anlamda insanı sosyalleştiren (derinine inildiğinde tekdüzeleştiren) bir cihazdır. Televizyon işlerimizde de bize yardımcıdır, mesala ertesi gün havanın nasıl olacağını televizyondan öğreniriz ve buna göre önlemimizi alırız, veya köprüde trafik olduğu söylenirse 2. Köprüden gideriz. Ayrıca ekonominin gidişatı yani bizim uğraştığımız meslekle ilgili bilgilere de televizyon sayesinde sahip oluruz. Mesala bir milletvekili dolar yükselecek derse; hemen dolara yükleniriz.

Aslında iyice düşününce televizyonla doğmuşsak onsuz yaşamanın zorluğunu göz ardı edilemeyeceğini görürüz. Çünkü televiyonu herkez izler, ve o dünyayı bizim ayağımıza getirmiyor desek yalan olur. UEFA kupası finalini televizyon olmasa nasıl izlerdik? Bir yolu var tabi ki; Maça gitmek, tamam gidersin ama bir gidersin iki gidersin insanın bütcesi dayanmaz buna, ayrıca her maçı izlemek isteyen stada akın etse bu etkinliğe stad dayanmaz. Bu örnek bence güzel bir örnek çünkü futbolu da populer yapan televizyondan başkası değildir. Bu özelliğin yanı sıra haberlerde fakirleri de görüp onlar hakkında içimizin sızlaması televizyonun duygularımızı da kontrol eden bir cihaz olduğunun kanıtıdır…

Televizyonun Çocuklar Üzerindeki Etkisi

20. Yüzyılın en büyük buluşları arasında kitle iletişim araçları yer almaktadır. Bunlar içerisinde şüphesiz en önemli yeri de Televizyon almaktadır. TV insanlık tarihi adına büyük gelişmelere vesile olmuş ve halada etkileri açısından insanlık adına tartışılmaz bir noktada yerini korumaktadır. TV evlerde yerini almadan önce ve aldıktan sonra diye aile hayatını ikiye ayırmak belkide pek fazla yanlış olmaz. Bizim konu başlığımızdan da anlaşılacağı üzere bu yazımızda TV nin erişkin birey  aile veya toplumsal yönlerini incelemek yönünde bir amacımız yok. Bu değerlendirmeleri şimdilik daha ileri tarihlere erteleme gerekliliğini düşünüyoruz.
Gerek klinik görüşmelerimiz sırasında karşılaştığımız anne babalardan gerek değişik yollar ile bize gelen sorularda sıkça karşılaştığımız sorulardan biri de TV nin çocuğumuza etkisi nedir ? şeklinde olan sorudur. Bu konuda anne babalara söylediğimiz genel şey her yaş için şüphesiz bu sihirli kutunun çocuğa etkileri farklı farklı olmaktadır. Bunu iyi veya istenen etkiler ve kötü veya istenmeyen etkiler şeklinde ikiye ayırabiliriz. Ama TV nin en büyük etkisi şüphesiz 0-3 yaşları arasında olmaktadır. Çünki bu yaşlar hayat boyu kullanılacak bazı psikososyal ve psikomotor özelliklerin kazanıldığı çok önemli bir devredir. Bu devrede oluşabilecek herhangi bir sorun bütün hayatı etkilemektedir. Bu nedenle yaşlara göre TV nin etkileri konusunda anne babaları bilgilendirmek gerektiğini düşünerek bu türlü bir yazı yazma ihtiyacı hissettik.

0-3 yaş gurubuna etkiler

0-3 yaş için TV bazı durumlarda ciddi sıkıntıların kaynağı olabilmektedir. Ailelerin sosyoekonomik zorlukları  çalışan annelerin durumu  çocuğun-ilgilenilmesi gereken – ek kardeş durumu  anne babaların kendilerine ait sorunları yapılması gereken ev işleri  anne babaların sosyoekonomik zorluklardan dolayı ek işlerde çalışmaları  anne babalardan birinin veya ev içerisindeki bireylerden birinin kronik hastalığı  ailelerin kendi psikososyal ihtiyaçları için zaman ayıramaması  anne babaların kendilerinin psikiyatrik sorunları  istenmyen hamilelik sonucu bebeğin doğmuş olması  çocuğun bedensel bir hastalığının olması ve buna benzer sayacağımız onlarca etken nedeni ile anne ve babalar çocuklarına yeterince zaman ayırmamakta veya ayıramamaktadırlar. Bu nedenlerden dolayı anne babalar isteyerek veya istemeyerek çocuğu ile fazla ilgilinememekte çocuğu ile ilgilenme fiziksel bakım ( karnını doyurma  altını temizleme vb. ) ötesine çok fazla geçememektedir.

Bu dönemde çocukların duygusal doyum sağlaması ve onun ile her bakımdan ilgilenilmesi onun sağlam ve güçlü bir psikolojik yapısının oluşmasına zemin hazırlar. Bu dönem için bebeği okşamak  kucaklamak  onun ile konuşmak  sevildiğini hissettirmek  onun ile oynamak onun ile birlikte vakit geçirmek  onu gezdirmek psikomotor ve psikososyal yönünün gelişimine çok büyük katkılarda bulunur. Bebek ile birlikte vakit geçirmek  onun insanlar arası ilişkilere yabancılaşmasını engeller ve ilgilenen bakıcısı vasıtası ile önce karşısındaki bireyi  aile ortamını ve yavaş yavaş sosyal çevresini tanımasına yol açar . Bu bağlanma yolu ile önce anneye karşı bir ilişki gelişir . Bu durum anne karnında başlar ve bebeklik döneminde devam eder. Çocuk bu bakım veren aracılığı ile iletişim geliştirmeye  kendini ifade etmeye  ihtayaçlarını anlatmaya çalışmaya  kısacası sosyal ortamın gereklerini yaparak yanında ve çevresinde bulunan insanlar ile iletişim ve etkileşim içerisine girmeye başlar.

Çocuk sosyal ortamda iletişimin temel esası konuşma olduğu için konuşmayı öğrenmek zorundadır. İnsanlar tarafından sevilmek için onları anlamak onların duygusal uyarılarına cevap vermek zorundadır. Çocuk sosyalleşmek ve iletişimini kurmak için etrafındakilerden özelliklede bakım veren kişiden teşvik almak zorundadır. Bu çocuğun ihtiyaçlarını karşılamak ( yiyecek  giyecek  temizlik  koruma vb)  onun dertleri ile ilgilenmek  onun ile birlikte vakit geçirmek  onu öpmek  okşamak konuşmak  oynamak vb gibi yapılan girişimler ile çocuk sevildiğini hissettirerek  onun için  psikososyal gelişim için bir teşvik oluşturmalıdır. Konuşma  etraf ile ilgilenme  sosyal ortamların gereklerini yerine getirme  insanlar ve yaşıtları ile ilgilenme  ihtiyaçlarını insanlara anlatma  insanlara duygusal yakınlık kurma cansız varlıklardan çok canlı varlıklar ile ilgilenme gibi bir çok psikososyal faktör çocuklarda bu iletişim ve etkileşim ortamında kendiliğinden meydana gelmeye başlar.

Ayrıca televizyon;

  • Çocukları eve bağlayarak ailede ortak ilgiler yaratıp aile mutluluğunu gerçekleştirir
  • Çocuğun kültürünü geliştirir
  • Çocuğu düşünmeye tevşvik eder
  • Çocukların ilgi ve hayat alanlarım genişletir
  • Çocukların estetik zevklerini geliştirir

Televizyonun Faydaları

Hızlı ve kolay bilgi. Değişik kişilik örnekleri. Tiyatro/sinema önbelleği. Espri yeteneği. Hepsi ve fazlası elbette ki mevcut. Hızlı bilgiye ve dünyadaki son gelişmeler ile; hava durumu ve spor… Eğitici bölümleriyle belgeseller, tarihten kesitler, şiirler, yurdum insanı…
Günlük iş stresinden az da osla bizleri uzaklaştıran komedi programalrı, eğlence ve gülme merkezi… Akşam eve gittiğimizde beklediğimiz dizi, kişiyi sokaktan; belki de kahvelerden, kumardan uzaklaştıran filmler. Ve en önemlisi evde olmak. Ailece beraber oturmak.

Tüm bunların yararlı olması izlediğimiz programlar ile alakalıdır. İkinci basamak ise süresidir. 2 saat ideal gözükse de, 5 saati geçmek yukarıda saydığımız zararları doğurur. O yüzden önerimiz yararlarını bilmeniz, kullanımına dikkat etmeniz; yararlı, eğitici programaları bağımlı yapmayacak şekilde günde en fazla 3 saat izlemektir.