Su, Buz, Buhar, Kar ve Yağmur

Su, Buz, Buhar, Kar ve Yağmur hepsinin ortak yanı doğada var olan olayları anlatmaları. Aslında bu beşlinin temel kaynağı su’dur çünkü suyun doğa içindeki hallerini anlatmaktalar. İnsanoğlu çevresinde  gerçekleşen  doğa olaylarını kimi zaman şiirlere ,kimi zaman resimlere, kimi zamanda hikayelere konu etmiştir. Kısaca en büyük ilham kaynağı doğa olmuştur diyebiliriz.

Küçük Kurbağa

Bir göl kenarında küçük bir kurbağa yaşarmış. Kurbağa dere kenarında güzel oyunlar oynar, sularda yüzermiş. Arkadaşlarına güzel şarkılar söyler, sularda gezinirmiş. Kış mevsiminin gelmesini hiç mi hiç istemezmiş. Çünkü kış gelince sular buz tutacak, her taraf karlarla beyaza bürünecekti; ama her şey küçük kurbağanın isteği gibi olmayacaktı. Sonunda kış mevsimi geldi çattı. Karlar yağdı, sular buz tuttu. Böylece bizim küçük kurbağanın neşesi kaçtı. Buz tutan gölde çetin bir kışı geçirmek zorunda kalmıştı. Artık eskisi gibi şarkılar söyleyip oyunlar oynayamaz oldu. Bazen hayallere dalar ilkbaharı düşünürmüş. Düşünürmüş ki bahar gelsin, yağmurlar yağsın, buzlar erisin, havalar ısınsın sular buharlaşsın ve de bizim küçük kurbağa şarkılarını söylesin. Ama bahar öyle kolay gelmemiş. Bizim küçük kurbağa uzun bir kışı yaşamak zorunda kalmış. Sonunda ilkbahar gelmiş, küçük kurbağa da neşelenmiş sağa sola zıplayıp oyunlar oynamış. Neşeli şarkıları etrafa yayılmış bunu duyan diğer canlılara da ayrı bir sevinç gelmiş. Hep birlikte baharı doya doya yaşamışlar.

Yazan:Mustafa Yalçın
Tüm hakları yazara aittir.

Bir Yağmur Damlasının Hikayesi 

Onları çok seviyoruz. Yağmur Damlaları, yüzümüze dokundukları zaman ne hoşturlar! Herkes zaman zaman ıslanmayı ister yağmur damlalarından. Penceremize tıp tıp vurduklarında, çıkardıkları ses ne güzeldir! Yağmur sesini herkes dinlemek ister. Belki su sesinden daha rahatlatıcı, daha huzur verici ses yoktur. Ve gökten düşen damlaların seyri de sanki bir efsane gibidir! Yine herkesi birden mest eder.

Yağmur damlaları, böylelikle hayatımıza estetik değerler taşırlar. Ama iyi biliriz ki, onlar bunun da üzerinde bir makamdadırlar insanoğlu için. Olmazsa olmaz, hayat memat meselesi olan bir konumdadırlar. Çünkü su, kendisi olmayınca hayatı da olanaksız kılan bir ihtiyaçtır.

Peki bizim için bu kadar önemli olan su, nasıl sağlanır? İşte burası da oldukça dikkat çekicidir. Çünkü suyun devir daimi, yağmurun hikayesi, inanılmaz derecede şaşırtıcıdır. Bizim hissettiğimiz nazik damlalar, çok kaba bir kütlenin parçalarıdırlar gerçekte ve tam olarak rahmet haline büründürülüp, bize öyle sunulurlar.

Her yıl okyanuslardan 45 milyon metreküp su buharlaşır, buharlaşan su bulutlar haline dönüşür, rüzgârlar aracılığıyla karalara taşınır. Bu yolla her yıl 3-4 milyon kilometreküp su okyanuslardan karalara ulaşır.

Yağmur suyunun kaynağı buharlaşmadır ve buharlaşmanın %37’si tuzlu okyanuslarda gerçekleşir. Oysa yağmur suyu tatlıdır, çünkü su ister tuzlu denizlerden, ister mineralli göllerden ya da çamurların içinden buharlaşsın, yanında başka hiçbir yabancı madde taşımaz, duru ve tertemiz biçimde yere iner. Bir başka deyişle su, insanlar için özel olarak tertemiz kılınmış, arındırılmış bir maddedir.

Yağmurun ilginç özelliklerinden biri de, düşüş hızıyla ilgilidir. Normal şartlarda, yağmur damlasıyla aynı ağırlık ve büyüklükteki bir cisim 1200 metreden bırakıldığında giderek hızlanması ve yere yaklaşık saatte 558 KM. lik bir hızla düşmesi gerekir. Oysa yağmur damlalarının ortalama hızları sadece saatte 8-10 KM. düzeyindedir. Bunun nedeni, yağmur damlasının Atmosferin sürtünme etkisini artıran ve yere daha yavaş düşmesini sağlayan bir biçime sahip olmasıdır. Eğer yağmur damlası, farklı bir biçimde olsaydı, her yağmur yağışında yeryüzü büyük bir felaketle karşı karşıya kalırdı.

Yağmur bulutlarının minimum yüksekliği 1200 metredir. Bu seviyeden düşen tek bir damlanın yaptığı etki, 1 kg.lık bir ağırlığın 15 cm.den bırakılmasına eşit olmalıdır. Bunun yanında, 10000 metre yükseklikte de yağmur bulutları bulunmaktadır ve buradan düşen bir damlanın yapacağı etki 1 kg.lik ağırlığın 110 cm.den bırakılmasına eşit olmalıdır. Ama elbette böyle olmuyor, damlalar ilginç şekilleri sayesinde, sanki paraşütlenerek yavaş bir biçimde konuyorlar yeryüzüne.*

Tüm bunlara göre, yine açıkça görülüyor ki, Evrendeki her şey, tam olarak insan için, onun yaşamını sonuç verecek şekilde programlanmış. O üstün tasarımı yapan, insana bu kadar değer veren Yaratıcımıza her yağmur damlası adedince şükürler olsun!

Kar Tanesinin Öyküsü

‘’ Bir zamanlar gökyüzünde yaşayan küçük kar taneleri varmış .Bu kar taneleri her kış gökyüzünden bir melek tarafından yeryüzüne düşürülür,yeryüzünde bir süre kalıp doğada ki pislik ve kötülükleri temizledikten sonra buharlaşıp gökyüzüne uçarlar bir daha yeryüzüne yağmak için sıralarinin gelmesini beklerlermiş.Bu küçük Kar taneleri için de bir tanesi varmiş ki o diğerlerinden çok daha heyecanlıymış.Çünkü geçen kış yeryüzüne düşerken gördüğü genç bir adama aşık olmuş bütün arkadaşlari bunun imkansiz olduğunu söyleseler de o güzel gözlü genç Adama aşık olduğunu söylemiş bütün bir yıl ve yeryüzüne ilk kar taneleri düşmeye başladiğinda bir karar almiş bu yıl sevdasını fısıldayacakmiş genç adama.İmkansiz olduğunu oda biliyormuş aslında ama gene de söyleyecekmiş.

Ve yeryüzüne düşme sirasi geldiğinde meleklere yalvarmiş sevdiği adamın olduğu yere düşmek için melekler üzülmüşler haline ve istediği yere hem de sevdiğinin tam yanağina düşürmüşler kar tanesini.Çok mutluymuş kartanesi bir süre sonra konuşmasi gerektiğini anlamiş ve;

‘’ Seni seviyorum.’’ deyivermiş.Genç Adam gülmeye başlamış kar tanesinin haline ve ; ‘’Saçmaliyorsun’’ deyip onu elinin tersiyle itip buharlaşmasına bile izin vermeden akan suyu ayaklarının altında ezivermiş.Çünkü adam hayatında hiç kimseyi sevmemiş ve sevmenin ne olduğunu bilmiyormuş. Birden bütün kar taneleri deli gibi yağarak adamin kaçmasini sağlamişlar fakat küçük kar tanesini kurtaramamişlar.Sevdasi sonu olmuş Kartanesinin.O günden sonra her Kış başinda yağan kar taneleri fırtına şeklinde yağmaya başlayıp arkadaşlarını andıktan sonra sakinleşip nazlı bir gelin gibi gökten süzülürlermiş.

Yağmurun Hikayesi

1- o gün neşeli bulut gökyüzünde geziye çıkmıştı.

2- neşeli neşeli gezerken yolda sinirli bulutla karşılaştı

3- nereye böyle neşeli diye sordu hemen sinirli bulut

4- gökyüzünde geziyordum belki yolda güneşi görür ona da bir merhaba derim dedi neşeli bulut. Peki sen nerere gidiyorsun sinirli? diye de sordu.

5- bende güneşe merhaba demeye gidiyorum dedi sinirli bulut

6- ama önce ben gideceğim dedim dedi neşeli bulut

7- hayır ilk önce ben dedim ben gideceğim diye inatlaştı sinirli bulut. Ben gideceğim hayır ben gideceğim diye kavgaya tutuşlar. Ve şimşekler çakmaya başladı.

8- şimşekler çakınca gökyüzünden bir şeyler yağmaya başladı. Bunlar yağmur damlalarıydı.

9- neşeli ve sinirli bulut o kadar çok inatlaştılar ki yağmur çok hızlı yağmaya başladı.

10- bu durumu uzaktan gören güneş onların kavga etmesine çok üzüldü ve bir an önce ortaya çıkıp onları kavgadan ayırdı. Neşeli ile Sinirli bulut kavga etmeyi bırakınca yağmur da sona erdi.

Çiçekle Suyun Hikayesi

Günün birinde bir çiçekle su karşılaşır ve arkadaş olurlar.

İlk önceleri güzel bir arkadaşlık olarak devam eder
birliktelikleri, tabii zaman lâzımdır birbirlerini tanımak için.

Gel zaman, git zaman çiçek o kadar mutlu olur ki, mutluluktan
içi içine sığmaz artık ve anlar ki, su’ya aşık olmuştur.

İlk kez aşık olan çiçek, etrafa kokular saçar,
“Sırf senin hatırın için ey su” diye…

Öyle zaman gelir ki, artık su da içinde çiçeğe karşı
birşeyler hissetmeye başlamıştır. Zanneder ki,
çiçeğe aşıktır ama su da ilk defa aşık oluyordur.

Günler ve aylar birbirini kovalalar ve çiçek acaba
“Su beni seviyor mu?” diye düşünmeye başlar.

Çünkü su, pek ilgilenmez çiçekle… Halbuki çiçek,
alışkın değildir böyle bir sevgiye ve dayanamaz.

Çiçek, suya “Seni seviyorum der. Su, “Ben de seni
seviyorum” der. Aradan zaman geçer ve çiçek
yine “Seni seviyorum” der. Su, yine “Ben de” der.
Çiçek, sabırlıdır. Bekler, bekler, bekler…

Artık öyle bir duruma gelir ki, çiçek koku saçamaz
etrafa ve son kez suya “Seni seviyorum.” der.

Su da ona “Söyledim ya ben de seni seviyorum.” der
ve gün gelir çiçek yataklara düşer. Hastalanmıştır çiçek
artık. Rengi solmuş, çehresi sararmıştır çiçeğin.
Yataklardadır artık çiçek. Su da başında bekler
çiçeğin, yardımcı olmak için sevdiğine…

Bellidir ki artık çiçek ölecektir ve son kez zorlukla
başını döndürerek çiçek, suya der ki; “Seni ben,
gerçekten seviyorum.” Çok hüzünlenir su bu durum
karşısında ve son çare olarak bir doktor çağırır
nedir sorun diye…Doktor gelir ve muayene eder
çiçeği. Sonra şöyle der doktor: “Hastanın durumu
ümitsiz artık elimizden birşey gelmez.”

Su, merak eder, sevgilisinin ölümüne sebep olan hastalık
nedir diye ve sorar doktora. Doktor, şöyle bir
bakar suya ve der ki: “Çiçeğin bir hastalığı yok dostum…
Bu çiçek sadece susuz kalmış, ölümü onun için” der.

Ve anlamıştır artık su, sevgiliye sadece

“Seni seviyorum” demek yetmemektedir…

Kar Tanesinin Hikayesi

Gökte bir kar tanesi esen rüzgarlara çıkan fırtınaya karşı bulut öyle sıkı sarılmıştı ki sanki tanrının dileğiydi bu. Oysa onu korkutan düşmek erimek yok olmak değildi ; tek korkusu sevdiğinden ayrılmaktı. Bundan öyle çok korkuyordu ki böyle tutunabilmesini sağlayan buydu işte. Ve artık gücünün son haddine gelmişti artık dayanamam diye düşünmeye başlamıştı ki sevdiğine şöyle bir göz ucuyla bakınca içinden ‘’beni ondan ayırmak için bundan fazlası gerek’’ diye haykırmak geldi biranda. Ve öyle sıkı tutundu ki sanki hiçbir şeyden etkilenmiyordu. Ve fırtına dinmeye rüzgar kesilmeye başladı. Küçük kar tanesi rahat bir nefes aldı , şöyle çevresine bakınca da ondan başka kimsenin kalmadığını gördü. Ve içinden sevdiğine seslenmek haykırmak geldi:’’Bak görüyor musun kimse kalmadı bir tek ben seni bırakmadım’’. Sevdiğine bunları söylemek için kendisinin onu ne kadar çok sevdiğini göstermek için içi yanıp tutuşuyordu. Ve kendisiyle gurur duyuyordu bu kadar zorluğun ardından yarışı o kazanmıştı ödülü ve her şeyi yapmak için güç aldığı sevgilisine şöyle bir baktı.öyle güzel öyle eşsizdi ki…

Daha ona ilk rastladığı gün ona aşık olmuştu o zamanlar daha küçük bir su damlacığıydı ve onu bırakmamaya yemin etmişti. Bu gün kadar onunla gezmişti bazen uçsuz bucaksız kırların üzerinde dolaşmışlardı kimselerin olmadığı insanların mahvetmediği bazen küçük köylerin , kasabaların üzerinde bazen de şehirlerin üzerinde. Şehirler bir başkaydı içinde mahvolmuşluk unutulmuşluk ve yalnızlık barındırıyordu evet beklide çok kalabalık olabilirdi yada aklına gele hemen her şey olabilirdi fakat bazı şeyler yok olmuştu şehirde arkadaşlık gibi dostluk gibi insanlık gibi aşk gibi… ama yinede ayrı bir güzelliği vardı şehirlerin eğer bulabilirsen aşk çok güzel oluyordu şehirde. Ama bunu gerçekleştirmek çok zordu şehirde. Aslında şehrin kalabalığında büyük bir yalnızlık gizliydi ; her kez tek başınaydı şehirde.

Ve kar tanesi bu kadar şey paylaştığı sevgilisini bırakmamıştı o diğerleri gibi değildi her kez onu bırakıp giderken o hala buradaydı onu asla bırakmayacaktı.ve sevgilisi artık onun kin olduğunu onu ne kadar sevdiğini anlayacaktı ve kendini ona göstermek için biraz geriledi tam ona seslenecekken sert bir rüzgar esti ve onu sevdiğinden kopardı bu kadar zamandır hiç kimsenin yapamadığını o yapmıştı artık onu sevdiğinden ayırmıştı.ilk başta ne yapacağını bilememişti ama sonra karşısında duran o mükemmel güzelliğe baktı ve sadece ‘’hoşça kal’’ diye fısıldadı. Aslında sesi öyle duygular barındırıyordu ki duyanlar kar tanesinin sevgilisine ne kadar bağlandığını anlamıştı.

Ve kar tanesi düşmeye başladı , yine bir şehir üzerindelerdi beklide gerçekten ayrılıklarla doluydu şehir. Ve belkide onu da basardı kucağına; kaldırımlarından sevdiğini izleyerek yok olmasına izin verirdi nasılsa daha ne isteye bilirdi ki ? Ve usulca aşağıya doğru bıraktı kendini gözünü sevdiğinden ayırmadan. Artık havadaki tek kar tanesi oydu diğerleri çoktan düşmüş şehrin üzerini çoktan doldurmuşlardı. Sessizliğe bıraktı kendisini yalnızlığına sarındı bitmişlikte bütünleşti nasılsa artık bir ölüydü ancak sevildiğin kadar ve sevdiğinle varsın derlerdi .artık onun sevdiği yoktu kopartılmıştı ondan ve bir daha asla onun yanında olamayacaktı. Usul usul rüzgar onu nereye sürüklerse gitti şehrin üzeründe binaraın arasından boşalan sokaklara doğru süzüldü ve bir kadının buram buram yalnızlık kokan bir kadının omuzlarına kondu ve onu söylediği sözler son duydukları oldu:
’’Her sevgide saklıdır ayrılık.”

Buz ve Buharın Hikayesi

Buz hakkında hikaye ve buhar hakkında hikaye internetten bulamadım.Artık bu hikayelere bakarak kendiniz bir hikaye yazın.