Sizden gelen soru:

[box type="success" ] Röntgen filminin günümüzdeki hali? [/box]

Cevap:

Röntgenin Bugünkü Durumu

1895 yılının 8 Kasım akşamı Güney Almanya’nın küçük bir kentindeki laboratuvarında Konrad Röntgen tıp tarihinin en önemli buluşlarından birisini gerçekleştiriyordu. Yoğunluğu azaltılmış bir atmosferde yüksek gerilimli akımların geçişi üzerine deneyler yapan Röntgen masanın üzerinde duran baryum tuzlarına bulanmış kâğıdın parlak ışınlar saçmaya başladığını hayretle gördü. Bu bilim dünyasında flüoresans olayı olarak anılan ışın saçmaydı ve bir rastlantı sonucu x ışınları keşfedilmiş oluyordu. Araştırmalarını sürdüren Röntgen eşinin elinin filmini çekerek ilk röntgen araştırmasını tamamladı. Birkaç gün sonra aynı deneyi Alman İmparatoru önünde tekrarlaması istendi.

Röntgen, x ışınları, tedavi

Dört ay sonra “insanın ötesine geçen ışınlar” kafatasına saplanmış bir kurşunun konumunu saptamada kullanıldı. Bu amaçla hastaya 1.5 saat süreyle x ışını vermek gerekmişti. X ışınlarının insan hücreleri ve kalıtımı düzenleyen Dna zinciri üzerindeki zararlı etkileri henüz bilinmiyor koruyucu önlem de alınmıyordu.

Yıllar geçtikçe röntgen ışınları zararlarından arındırılarak aygıtı geliştirilerek hemen her hastanenin demirbaşı her hekimin başlıca teşhis rehberi olmaya başladı.

X ışınları ışık dalgaları benzeri elektro*manyetik dalgalardır dalga boyları gözle görünen ışığa oranla daha kısadır. Tungsten veya Molibden gibi erime noktası çok yüksek bir metali elektronlarla bombardıman ederek elde edilirelektronlar ise bir telin ısıtılmasıyla sağlanır. Elektron kaynağı ve metal havası alınmış (vakumlu) bir tüpte yerleştirilmiştir: X ışınlarının maddenin ötesine geçme gücü maddenin yoğunluğuna ve ışınların dalga boyuna bağımlıdır. Maddeyi geçen x ışınları maddenin hemen ardındaki bir özel fotoğraf filmine çarparak iz bırakırlar.

İçi boş ve yumuşak dokulu organlarımız ışınları kemiklere ya da doku dolu organlarımıza oranla daha kolay geçirdiklerinden saydam görüntü verir ve filmde görülemezler. Bu nedenle içi boş organların (açmide boş bağırsak gibi) röntgeni çekilirken hastaya x ışınlarını geçirmeyen sıvılar (radioopak maddeler) verilir. Bu sıvılara bir örnek mide ve bağırsak filmi için içirilen ‘ baryumsülfat eriyiğidir.

Tıp diğer bilim dallarındaki ilerlemelerden en çok yararlanan bilimdir. Böylece röntgenin keşfinde 1/2 ile 1 saat arasında uygulanan ışınlama süresi saniyenin 1/10′una indirilebilmiştir. Gelişmiş aygıtlardan yararlanan hastaneler ve fakülte kliniklerinde basit röntgen filmleri yerlerini tomografi’ye bırakmaktadır. Tomografi’nin özelliği vücudun derinliğindeki bir noktadan geçen düzlemin filmini çekebilmesidir. Tomografivücudu “dilimlere” ayırarak her bir dilim için ayrı bir film çekebilmektedir.

Çeşitli organlarımıza uygun açılardan film çekme işlemi boyunca hastanın hareket etmesi ve dönmesi gerekir. Bu hasta yerine üzerine yattığı masayı döndürmek yoluyla kolay bir çözüme ulaştırılmıştır. Filmlerin banyo edilmesi de otomatik bir düzen içinde eskiden 10-20 dakikada yapılırken günümüzde 90 saniyede bitirilmektedir. Yıllar boyu karanlık bir odada neredeyse el yordamıyla çalışmaya zorlanan röntgen uzmanları günümüzde aydınlık ortamlarda çalışabilmektedir. “Radyolog lösemisi” hastalığı da ışın koruyucular kullanımıyla korkulan bir hastalık olmaktan çıkmıştır.

X ışınlarını geçirmeyen radioopak maddelerden iyot tozları kullanılarak atar*damarların durumu incelenebilmektedir bu yöntem Arteriografi olarak anılır. Kateder (vücutta herhangi bir boşluk ya da kanala sıvı zerketmekte kullanılan tüp şeklinde ortası açık madenî lastik veya plastikten yapılma araç) aracılığında kalp odacıklarına iyot tuzu verilerek dolaşım sisteminin filmi çekilebilir. Beynin iç boşluklarına ya da çevresine hava verilerek beyin yapısal özellikleri ve uğradığı zedelenmeler üzerine bilgi edinilebilir bu yöntem de Pnömöensefalografi olarak anılmaktadır.

Röntgen Hakkında Bilgi

X-ışınları ya da Röntgen ışınları, 0.125 ile 125 keV enerji aralığında veya buna karşılık, dalgaboyu 10 ile 0,01 nm aralığında olanelektromanyetik dalgalar veya foton demetidır. 30 ile 30.000 PHz (1015 hertz) aralığındaki titreşim sayısı aralığına eşdeğerdir. X ışınları özellikle tıpta tanısal amaçlarla kullanılmaktadırlar. İyonlaştırıcı radyasyon sınıfına dahil olduklarından zararlı olabilirler. 1895′te Wilhelm Röntgentarafından bulunduğundan sıkça Röntgen ışınlarından söz edilir. Wilhem Röntgen X ışınlarını tesadüfen bir deney yaparken bulmuştur.

Röntgen ışınları ışığa benzeyen fakat gözle görülmeyen, oldukça delici özellikli bir salınımdır. Röntgen ışınlarına X ışını da denir. X ışını tabirini (Almanca: X Strahlung, günümüzde Röntgenstrahlung) ilk olarak bu ışınları keşfeden fakat özelliklerini tam bulamayan Wilhelm Conrad Röntgen, “bilinmeyen” anlamında kullanmıştır. Röntgen ışınlarının elektromanyetik radyasyon spektrumunun bir kısmı olduğu, bugün artık bilinmektedir. Bu ışınların dalga boyu 10−9 ile 10−11 cm arasındadır. Dalga boyu gözle görülen ışığınkinden kısadır.

X-ışınları elektromanyetik dalga kimliğinde oldukları ve kutuplanma özelliği taşıdığı ilk olarak Charles Glover Barkla(1906) tarafından kanıtlanmıştır. X-ışınları demeti;karbon,alüminyum, ve kükürt bloklarından oluşan bir saçışa ortama gönderilmektedir. Saçıcı ortamın elektronları, üzerine gelen x-ışınlarının elektrik alan vektörünün etkisiyle titreşerek aynı frekansta elektromanyetik dalgalar yayınlar. X-ışınları xy düzleminde paralel elektrik alan vektörü bulundurur. 0x doğrultusunda saçılmaya başlayan x-ışınları yanlızca 0y doğrultusunda titreşen elektrik alan vektörüne sahiptir ve böylelikle kutuplanmıştır.