Kısaca Biyoteknoloji

Biyoteknoloji; hücre ve doku biyolojisi kültürü, moleküler biyoloji, mikrobiyoloji, genetik, fizyoloji ve biyokimya gibi doğa bilimleri yanında mühendislik ve bilgisayar mühendisliğinden yararlanarak, DNA teknolojisiyle bitki, hayvan ve mikroorganizmaları geliştirmek, doğal olarak var olmayan veya ihtiyacımız kadar üretilemeyen yeni ve az bulunan maddeler (ürünleri) elde etmek için kullanılan teknolojilerin tümüdür.

Biyoteknoloji İle Üretilebilecekler

Canlıların iyileştirilmesi ya da endüstriyel kullanımına yönelik ürünler geliştirilmesini, modern teknolojinin doğa bilimlerine uygulanmasını kapsar.

  • İnsan sağlığına yönelik olarak proteinlerin üretilmesi
  • Bazı hormon, antikor, vitamin ve antibiyotik üretilmesi
  • Çok zor şartlara sahip çevrelerde (sıcak, kurak,tuzlu…) yaşayan organizmaların enzimlerini ve biyomoleküllerini saflaştırarak bunların sanayide kullanılması
  • Yeni sebze ve meyve üretimi
  • İnsandaki zararlı genlerin elemine edilmesi
  • Aşı, pestisit, tıbbi bitki üretimi.

Biyoteknoloji Nasıl Gelişir?

Biyoteknolojiler 21.Yüzyıla damgasını basacak ve dünyanın çehresini değiştirecek çalışma alanı olarak görülüyor. Türkiye bu alanda söz sahibi olabilir mi? Bu konuda neler yapılmalı?

Gelişmekte olan birçok ülke ve hatta gelişmiş ülkelerin bazı bölgeleri bile yaşam bilimleri odaklı bir ekonomi geliştirmekte zorlanırken, Türkiye’de bu konuya eğilmek için, sadece aşağıda sayılanlar ile kısıtlı olmayan birçok değer oluşmuştur.

> Yaygın üniversite AR-GE ve insan sermayesi altyapısı üzerine kurulmuş temel yaşam bilimleri odaklı araştırmalar ve uygulama aşamasına getirilmiş ileri yaşam bilimleri teknolojileri;> “Kişisel tıbbi yaklaşımlar için genetik tanı” gibi gelişmiş alanlarda faaliyet gösteren az sayıda, fakat son zamanlarda çoğalma eğilimi gösteren, insan biyoteknolojisine odaklanmış yerel girişimler;

> Endüstriyel gıda biyoteknolojisinde, özellikle ticari maya ürünleri ve buna bağlı fermentasyon teknolojileri alanında, dünya liderleri arasında bulunulması;

> Çok iyi gelişmiş bir yerel jenerikçi ilaç sektörünün ve hemen hemen tüm uluslarası büyük ilaç firmalarının Türkiye’de varlığı;

> Avrupa, Orta Doğu, Asya ve yeni açılmakta olan uluslararası başlıca pazarlara coğrafi yakınlık ile birlikte, avantajlı maliyet yapısı ve insan gücü bulunması.

Yukarıda özetlenen değerlerin varlığı bir baz oluşturarak yaşam bilimleri alanında ilerlemeye olanak sağlamasına karşın, yaşam bilimleri ekonomisi gelişim zincirinde büyük boşluklar vardır. Teknoloji odaklı ekonominin sağlıklı gelişimi için gerekli olan teknoloji, yetenekli işgücü ve kapitalin tam olarak çalışmasını sağlamak büyük önem taşımaktadır. Bu sistem içinde herhangi bir boşluğun oluşması, büyümenin yavaşlamasına ve nispi performansın düşmesine neden olur. Yüksek performans için gerekli olduğu düşünülen unsurlar:

• İNOVASYON – Üniversite, devlet veya özel araştırma laboratuvarları gibi yeni bilgi ve buluşları üretecek, girişimciliği ve ticaretileştirmeciliği teşvik edecek güçlü fikri müliyet altyapısının olması.• İŞBİRLİĞİ – Bilginin kişiden kişiye veya bir firmadan diğerine akışını sağlayacak etkili; kuruluşlararası resmi ve çalışanlararası gayri-resmi iletişim ağlarının bulunması.

• ALTYAPI – Global arenada rekabetçi olabilmek için gerekli olan gelişmiş AR&GE olanaklarına, teknolojilere, işletmeler arası işbirliğine, kuluçka merkezlerine, ileri düzeyde iletişime, bilişime ve modern fiziksel altyapıya sahip olunması

• YETENEK – Sadece AR&GE ve inovasyon alanlarında değil, genel teknik işler için de yetenekli ve yeniliğe kolayca uyum sağlayabilecek insan kapitaline ihtiyaç vardır. Ayrıca, lisans almak veya vermek için tecrübeli İş Geliştirme uzmanları ve Fikri Mülkiyetlerin değerlendirilmesinde ve korunmasında yardımcı olabilecek bilgiye sahip işgücü, lider biyoteknoloji şirketlerinin oluşumları için gerekli kaynaklardır.

• YATIRIM VE BÜYÜME İÇİN KAPİTAL – Başarılı ülkeler şirketlerin tüm gelişme evreleri için ulaşılabilir fonlar sunmaktadır. Bu fonlar, erken-evre pazar ve konsept kanıtlaması çalışmaları ve fikri mülkiyet koruması için sunulur. Daha ileri aşamalarda, “pre–seed”, “seed”, “risk sermayesi” ve “uzun vadede büyüme için kapital” devreye girer. Kapitale ulaşamayan en iyi fikirler bile hayata geçemez veya ulaşılabilir fonları sunan ülkelere kaybedilmeye mahkum olurlar.

Biyoteknolojinin Gelişmesi İçin Bazı Öneriler

Türkiye’deki yaşam bilimleri süreci erken evrede olmasına karşın, bu endüstrinin büyümesi için uygun bir yerdir. Gerçek potansiyelin ortaya çıkarılabilmesi amacıyla bir ”Yaşam Bilimleri Yol Haritası Geliştirme” çalışması yapılmalıdır.

Yeni Yol Haritası çalışmaları DPT tarafından gerçekleştirilen 7. Beş Yıllık Plan döneminden başlayarak, TÜBİTAK, TÜBA ve TÜSİAD tarafından hazırlanan biyoteknoloji strateji çalışmaları ve akibetleri ışığında değerlendirilmelidir. Geçmişte yapılan çalışmaların olumlu veya olumsuz sonuçlarından, gerekli dersler çıkarılmalıdır.

Yukarıda belirtilen Biyoteknoloji Yol Haritası çalışması mevcut olmamasına karşın, İlaç Endüstrisi İşverenler Sendikası (İEİS), İlaç ve Kimya Endüstrisi Araştırma ve Geliştirme Vakfı (İKEV) sponsorluğunda 2007 sonlarına doğru İstanbul’da gerçekleştirilen “Türkiye İçin Biyoteknoloji” konferansından” edilinen limitli bilgiye dayanarak aşağıdaki öneriler sunulabilir:

1. Organizasyonel Öneriler

 Biyoteknoloji alanında farkındalık ve bilinç oluşturmak için eğitim kurumlarında ve basın yayın kuruluşlarında kullanılacak yöntemlerin belirlenmesi ve bir seferberlik ilan edilmesi.

 Ulusal politikaların belirlenmesi için TUBİTAK, DPT ve AB 7. Çerçeve bazlı bir Biyoteknoloji Platform çalışmasının başlatılması. Bu Platform, Biyoteknoloji alanındaki aktörlerin envanterini çıkartabilir ve güncellenebilen bir veritabanı oluşturabilir. Ayrıca, iş ve akademik çevrelerden katılımcıların bir araya gelip ilişkiler geliştireceği, biyoteknoloji alanında ortaya çıkan fırsat pencerelerinden sanayicilerin bilgilendirileceği ve sanayinin biyoteknoloji alanındaki ihtiyaçlarının belirleneceği yılda 2-4 defa iletişim ağı toplantıları düzenleyebilir. Sanayi ile işbirliğini zor ve pahalı hale getiren sistemler ortadan kaldırılmalı. Şirketler çalışanlarını üniversitelerin laboratuvarlarında, akademisyenleri de şirketlerde görevlendirme amaçlı işbirliği çalışmalarını teşvik edebilir. Etkili iletişim ağları ayrıca, şirketlerin pazarlama faaliyetlerinde güç birleştirme, örneğin endüstriyel standartlar geliştirme, uluslararası markalaşma ve siyasi destek için lobi vs faaliyetlerine olanak sağlar.

 Uluslararası işbirliği oluşturulması. İşbirlikleri için gelişmiş ABD ve AB ile olduğu kadar, bizler gibi gelişmekte olan, ancak biyoteknolojide iyi örnek oluşturan Kore gibi ülkeler de düşünülmeli.

 Araştırma elemanlarına girişimcilik eğitimi verilmesi. Bu eğitimler, DTP sposnsorluğunda bütün katılımcılara verilecek kısa tanıtıcı kurslarla başlayıp, daha sonra eğitime devam etmek isteyenler için belirli konularda (Fikri Mülkiyet Hakları, lisans anlaşmaları, girişim finansmanı, vb.) daha detaylı eğitimlerle devam edebilir.

 Türkiye’de ağırlıkla akademik yayın amaçlı çalışmalar yapılmaktadır. Akademik çevrelerde, biyoteknoloji konusundaki ticari başarının geleneksel akademik yayın başarısına eşdeğer görülmesinin sağlanması gerekmektedir. Ticari şirketlerle işbirliği, teknoloji lisansları, üniversitelerden şirket oluşumlarında (“spin-offs”) ve insan kaynakları terfi politikalarında ticari başarının dikkate alınması buna birer örnek olabilir. Bu konuyla ilgili olarak YÖK, TÜBİTAK, DTP, Milli Eğitim Bakanlığı ve bu değişikliğe paydaş bütün kurumlar arasında uzlaşı sağlanmalıdır.

 Üniversitelerdeki mükerrer çalışmaları azaltmak ve kaynakların verimli kullanılmasını sağlamak için üniversitelerde biyoteknoloji alanlarında mükemmeliyet merkezleri ve ihtisas alanları oluşturarak odaklanma sağlanması. Bu mükemmeliyet merkezlerinin odak konulardaki uzmanları bünyesinde toplaması, teknoparklar ve sanayi kuruluşları ile entegrasyonunun sağlanması. Yöresel dikey ve yatay sinai entegrasyonlar ile kümeleşmelerin sağlanması gerekmektedir.

 Ya belli başlı araştırma altyapısına sahip üniversitelerde oluşturulacak teknoloji transferi birimleri, ya da başlangıç itibariyle belki daha gerçekçi bir yaklaşım olarak, dışarıdan danışmanlık sistemiyle çalışacak bir teknoloji transferi şirketi aracılığı ile belli başlı araştırma üniversitelerinde teknoloji denetimi yapılması ve ileriye dönük örnek teşkil edecek teknoloji transferlerinin gerçekleştirilmesi.

 Üniversitelerden oluşturulacak en azından ilk şirketlerden bazıları birden fazla üniversiteden, veya şirketüniversite işbirliklerinden sağlanacak teknik bilgi (know-how) veya fikri mülkiyet hakları temelinde kurulabilirse, yeni şirketlere daha büyük bir kritik yoğunluk sağlanabilir ve işbirliği kültürü oluşturulabilir. Avrupa ve ABD’de biyoteknoloji ürünlerinin birçoğu bu tip şirketler tarafından geliştirilmektedir. Tek bir şirket bütün alanlarda uzmanlığa sahip olamayacağı için ürünler bir dizi ortak tarafından geliştirilir. Çokuluslu büyük ilaç şirketleri bile en iyi teknolojilere ulaşmak için bu tip işbirlikleri gerçekleştirmektedir.

 Ünivertsitelerde yapılacak teknoloji bazlı iş planı yarışmaları, “gap” finansmanı, kuluçka desteklemeleri ve eğitim programları gibi bazı insiyatifler var olan girişimci enerjiyi hızlandırmak için kullanılabilir.

 Yeni biyoteknoloji girişimleri için yönetici gruplarını oluşturacak nitelikli ve deneyimli insan kaynakları havuzlarının oluşturulması. Bu, doğal olarak, bugünden yarına gerçekleştirilebilecek birşey değildir; ancak oluşturulması için daha fazla beklenilmemelidir. Yurtdışında yaşayan Türkler bu bağlamda başlangıç noktası olabilirler. Söz konusu insan kaynakları havuzları sektör için en değerli varlık olacağından, bilinçli olarak kullanılmalıdır. Özellikle başlangıç aşamasındaki şirketler tam zamanlı çalışacak CEO, iş geliştirme ve Fikri Mülkiyet Hakları uzmanlarına ihtiyaç duymayacaktır. Bilim başkanı (CSO), yarım zamanlı bir CEO’nun gözetimi altında şirketi günlük çerçevede yönetebilir. Böylece kısıtlı yönetim kaynaklarının en iyi şekilde kullanılması sağlanacak ve firmalar arasında bilgi paylaşılımının yolu açılacaktır.

 Başarılı bir sektörün oluşturulması, çeşitli şekillerde devlet desteğini gerektirecektir. Devletin yeni şirketlere en azından bir süre için belirli bir miktar çekirdek finansman sağlaması son derece yararlı olacaktır (örneğin, teknoloji transferi gerçekleştirme yeterliliğinin oluşturulmasını hızlandırmak için önceden belirlenecek sayıda girişime ilk 5 yıl 250,000 Euro’ya kadar çekirdek sermaye finansmanı sağlamak gibi). Sektörün özel sektör mali altyapısının devlet finansmanı sayesinde bazı olumlu başarılar elde edecek şekilde gelişmesi, sonuç itibariyle sektör profilinin yükselmesi için 5 yıllık bir pencere sağlamış olacaktır. İlk aşamada, fonlama, var olan endüstrilerin dönüştürülmesi için yatırım yapmaya odaklanabilir. Örneğin fermentasyon veya tarımsal operasyonlardan oluşan atıkları yok etmek için yeni iş alanları geliştirilebilir veya hızlı gelişmeye açık görünen alanlarda faaliyet gösteren (örneğin genomik alanlarda çalışan şirketler) desteklenebilinir. Faaliyetleri biyoteknoloji sayesinde iyileştirilebilen mevcut firmalara odaklanarak risk sermayesi veya diğer risk-temelli kapitallerin olşturulmasında yaşanan sorunların üstesinden gelinebilir. Bunun yanı sıra, bu firmaların başarılı olması, daha fazla firmanın dönüştürülmesi için örnek teşkil edebilir, veya risk sermayesi kapital yatırımını artırabilir.

 AB 7. Çerçeve Programı bünyesindeki Bilgi Temelli Biyo- Ekonomi (KBBE Knowledge Based Bio- Economy) programından daha yüksek düzeyde yararlanılmalı. TÜBİTAK, DPT, STB, TTGV ve AB kaynakları tarafından desteklenen akademik araştırma konularında kısa vadeli ürün ve hizmet geliştirmeye dönük projelere öncelik verilmesi, Üniversitelerle işbirliği modellerinin kullanılması.

 Günümüz Türkiyesinde biyoteknoloji ile ilgili faaliyetlerin birçoğu iç pazara yönelmiştir. Türk biyoteknoloji ürünlerini global düzeyde tanıtmak için çalışılmalı ve daha fazla firmaya, ürünlerini global arenada pazarlayıp satması için destek / insentiv verilmelidir.

2. Sektörel Öneriler

Biyoteknolojinin çeşitli uygulama alanlarında gelişmesi için aşağıda birkaç potansiyel yol sunulmakta ise de, bu önerileri uygulamaya geçirmeden geniş çaplı ve profesyonel bir değerlendirme çalışması gerekçesi önemle hatırlatılır.

 Gelişmiş ülkelerde üniversite-bazlı temel bilim araştırmasına bağlı geleneksel farmasütik geliştirme yönteminin Türkiye’de yakın gelecekte gerçekleşmesi beklenmemektedir. Bu yolda harcanacak para ve zaman Türkiye’nin bu alana girmesine önemli bir neden teşkil edebilir. Ayrıca, bu süreç ile gelecekte başarılı olabilecek ilaçların sahibinin veya üretiminin Türkiye içinden olacağı garanti değildir.

 Biyoteknoloji alanına hızlı giriş sağlamak için bu alandaki projelere veya kuruluşlara ortaklık yoluna gidilmesi. (örneğin, yeni biyolojik ürünler veya biyojenerik/ biosimilar ürünlerin geliştirme sürecine ortak arayan şirketler ile yerel haklar karşılığında ortaklık kurulması. Türk ilaç firmaları ortak oldukları ürünlerin geliştirme sürecinde Türkiye’de daha az maliyetle yapılabilecek işleri Türkiye’de yapabilirler.

 Uluslararası ilaç ve biyoteknoloji firmalarının Türkiye’de yatırım yapmalarını sağlamak, klinik araştırmalar için servis veren şirketler ile klinik çalışmaların Türkiye’de yapılması için anlaşma yapmak, operasyonel maliyetler anlamında Türkiye’nin nispi rekabet avantajı; ve Avrupa, Orta Doğu ve Asya pazarlarına yakın olmasına bağlı olarak biyeteknolojik ürünlerin Türkiye’de fason üretimi için anlaşmalar yapmak yararlı/karlı faaliyetler olabilir.

 Stratejik biyoteknoloji konularında (yerel hastalıklar, aşılar, biyogüvenlik gibi) projelerin geliştirilmesi ve desteklenmesi. Yerel sağlık sorunlarına ve kalabalık nüfusa dönük araştırma ve uygulama fırsatlarını değerlendirerek, hepatit gibi Türkiye’de yaygın görünen bulaşıcı hastalıklara aşılar geliştirilebilir.

 Biyomarker belirleme; genetik ve birden fazla faktöre dayalı hastalık ve bozuklukların tedavisi için mevcut ilaç ve potansiyel ilaç adaylarının genetik değerlenmesi ve belki farmakopide olan mevcut endikasyonlara yeni ilave endikasyonların kazanılması.

 Genetik tanı ve buna bağlı kişisel tıbbi hizmetlerin daha fazla geliştirilmesi. Bu gelişim, “Tıbbi turizmin” büyümesinden yararlanabilmek için Türk hastaneleri /tıbbi servisleriyle işbirliği yaparak sağlanabilir.

 Bazı merkezlerde uluslararası işbirliği ile global standardlarda yapılmaya başlanan biyo-nanoteknolojik çalışmalar bir fırsat penceresi oluşturabilir.

 Geleneksel fermentasyon teknolojisi temelinden yararlanarak katma değeri yüksek yeni ürünlerin geliştirilmesi.

 Çevre, Tarım, Gıda ve Enerji alanlarındaki biyoteknoloji uygulamaları ile alana daha kolay giriş yapılabilir. Bu hızlı büyüyen ticari alanlardaki süreç, insan için biyomedikal ürünler geliştirme sürecinden çok daha kısadır ve daha az risk ve kapital yatırım gerektirir. KOSGEB, İstanbul Sanayi Odası ve TOBB gibi kuruluşlardan sanayicilerin bu alanlarındaki biyoteknoloji uygulamaları hakkında bilgilendirilmesi için yararlanılabilir.

Tarımsal, çevresel ve endüstriyel biyoteknoloji – biyokütle odaklı biyoteknoloji (biyoenerji, yeşil kimyasallar, biyolojik olarak yenilenebilen teknolojiler) ve gelişmiş besin ve yem teknolojilerininin (fonksiyonel gıdalar, nütrasütikler, probiyotikler, biyolojik çiftçilik vs.) gelişmesi için Türkiye’nin yerel biyoçeşitliliği, geniş ekilebilir alanları ve kendi kendine yetebilen tarımsal kaynakları uygun bir zemin oluşturmaktadır.

Dr. Selçuk ÖZCEADA
Bosfor Bioscience Partners Ltd. Şti
Genel Müdür

Kaynak: tisk.org.tr