Sizden gelen soru:

Bilgi teknolojilerinin sosyal ve kültürel katkıları?

Cevap:

Sorduğunuz sorunun cevabını UNESCO’da Türkiye Daimi Temsilciliği Müsteşarı olarak görev yapan Mehmet Akif Özdemir’den alacağız.Mehmet Akif Özdemir ile gerçekleştirilen bir röportaj sorunuza cevap olacak.

Dijital teknolojilerin dünya kültürüne en çok katkı yaptığı alanlar neler?

1980’lerin sonunda kaydolduğum Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde de öğrencilerin yabancı dile ilgisi, iş sınavlarında sağladığı avantajın ötesine geçmiyordu. Yurtdışına çıkabilmiş şanslı sınıf arkadaşlarımın sayısı bir elin parmaklarını aşmıyordu. Yabancı yayınların pahalı ve erişimi güç olan bir dünyada, yabancı dilin faydası şüpheli görünüyordu. E-posta kavramı henüz ortada yokken, üniversitede bilgi paylaşımı tümüyle fotokopiye dayanmaktaydı. Küçücük metal dolabımın yarısını fotokopi notların doldurduğunu unutamam.

Sayısal teknolojilerin hayatımıza en önemli katkısı, kanımca insanlar arasında iletişimi kolaylaştırması ve maliyetini bedavaya yakın derecede düşürmesidir. Binlerce yıllık insanlık tarihi düşünülürse, elde edilen bu imkanın henüz çok yeni olduğunu, asıl etkilerini ise önümüzdeki 20-30 yıl içinde hissedeceğimizi düşünüyorum. Hemen tüm meslekler kendilerini yeniden tanımlamak zorunda kalacaklar. Hiçbir meslek dün icra edildiği gibi sürdürülemeyecek. Şu anda hissettiğimiz sarsıntılar, bu büyük dönüşümün ayak seslerinden ibaret. Dönüşüm başladı ama tam süratini henüz yakalamadı. Biraz daha bekleyeceğiz.

Dijital dünyadaki gelişmeler kültür hayatımızı nasıl etkiliyor?     

Bilişim teknolojisi eğitime önemli katkı sağlama potansiyelini taşıyor. Ancak beklentilerin gerçekçi tutulması da önemli… Örneğin öğretmenlerinizi iyi yetiştiremiyorsanız, rakiplerinize kıyasla milli gelirinizden eğitime daha az pay ayırıyorsanız, sağlıklı ölçme-değerlendirmede ve eğitime ayrılan kaynakların verimli kullanımında sorunlar yaşıyorsanız, bilişim teknolojisini “her derda deva mucize bir çözüm” olamaz. Kısaca ifade edersem, iyi eğitimli insanların bilişim teknolojisinden azami fayda sağlayacağını, fakat yalnızca bilişim teknolojisinin imkanlarıyla iyi eğitimli insan yetiştirilemeyeceğini düşünüyorum.

İnternet size aradığınıza kolay ulaşma şansı veriyor. Yeni kitaplardan, düşüncelerden, eleştirilerden anında haberdar olabiliyorsunuz. Tabii, merak duygusu ve öğrenme isteğini teşvik eden bir eğitim hayatından geçmediyseniz, bu ancak teoride kalacaktır.

Sahip olduğumuz büyük potansiyele rağmen, ülkemizin entellektüel manada yakın zamana kadar yurtdışında olup bitenlere yeterince açık olduğu söylenemezdi. Sayısal teknolojilerin bu noktada olumlu katkılar yaptığı açıktır. İnternet, belirli altyapıya sahip ve öğrenme motivasyonu yüksek bireylerin önünü açıyor. Mesela internetin akademisyenlerin temasını kolaylaştırması, üzerinde durulması gereken başlı başına önemli bir noktadır. Bu sayede, vaktiyle organizasyonu aylar alan etkinlikler, günümüzde birkaç haftada gerçekleştirilebiliyor.

Basılı kitaplardan dijital kitaplara geçilmesi kültürün üretimi ve iletiminde nasıl bir rol oynuyor ve oynayacak?

Bugün mevcut teknolojik altyapı, dünyanın tüm kütüphanelerdeki kitapları insanlığın erişimine açmaya uygundur. “Bilgi toplumu” çok sevilen ve tekrarlanan bir yeni terim. Fakat gerçekçi olalım, ücretli bir veritabanı aboneliğiniz yok ise, hâlihazırda internette bulabileceğiniz sistematik bilgi pek kısıtlıdır. Birçok konuda erişebileceğiniz en iyi bilgi kaynağı Wikipedia’dan ibarettir ki, güvenilirlik ve kalitesine ilişkin haklı tereddütler herkesin malumudur. Kütüphanelerin koleksiyonları, küçük istisnalar hariç paylaşıma kapalıdır. Sorun teknolojik değil, telif hakları ve kültür sektöründe mevcut iş modeliyle ilgilidir. Ekonomik ve stratejik geniş yansımaları olan konular bunlar.
Telif hakları sahipleri, entelektüel ürünleri bir kez sayısal ortama aktarıldığında, sayısız kez kontrolsüz kopyalanmasından çekiniyorlar. Bu endişelerinin haksız olduğuna da kimse söyleyemez sanırım.

Tahmin muhtelif ama, basımevleri, film yapım, dağıtım firmaları gibi geleneksel aracı kuruluşların rollerinin sayısal dönüşümden ne şekilde etkileneceğini kimse bilemiyor. Gelecekte güçlerini ne derecede koruyabilecekleri, yeni iş modellerinin ne olacağı henüz belirsiz.

E-kitaplar bilgiye erişimi daha eşitlikçi bir duruma getirebilir mi?

Kültür ürünlerinin sayısallaştırılarak erişiminin kolaylaştırılmasının tüm insanlığa muazzam yararlar sağlayacağı da açıktır. Bir an için şunu hayal edin, dizüstü bilgisayarınız veya tablet cihazınızdan dünyanın en büyük on milli kütüphanesinin kolleksiyonlarının tamamına erişebiliyorsunuz. Böyle bir dünyada boyutlarını bugünden düşünemediğimiz yeni entelektüel rüzgarlar esecektir. Tabii, bu hiç kolay bir mesele değil. Dikkat ederseniz, insanlığın bugüne kadar ürettiği bilgi stoğu ülkeler arasında eşit dağılmamıştır. Bilginin engelsiz akışkanlık kazandığı bir dünya kime daha fazla fayda sağlayacak? Kanımca eğitimli genç nüfusu olan ülkelere. Bilgi tekellerinin zayıflaması, küresel oyun alanını daha adil hale getirebilir. Stratejik ve ekonomik dengeleri kökünden oynabilecek gelişmelerden söz ediyoruz, daha azından değil. AB Komisyonu’nun Google’ı, Microsoft’u karşı başlattıkları uzun dava süreçlerini hatırlatırım.

Sayısallaştırılmanın kültüre erişimde eşitliği sağlamasa bile güçlendireceğini söyleyebiliriz. Bu noktada telif sahiplerinin korunması tabii önemli. Ancak rantabilitesini artık kaybetmiş eski iş modellerini koruma tuzağına da düşmemek, yeni çözümlere yönelmek de gerekli. Matbaaya karşı elyazmasını savunanların pozisyonuna giremeyiz. Bugün kültür sektöründe yeni dengelere ihtiyacımız var ve “korsan ürüne hayır” sloganı gelecek için yeterli değil. Telif sahiplerinin korunmasına evet, fakat bir kitabın, bir bilgisayar oyununun milli geliri bizden kat kat yüksek bir ülkede ve Türkiye’de aynı fiyatla pazarlanmasında ben yanlış birşeyler görüyorum. Burada aleyhimize bariz bir adaletsizlik yok mu? Çözüm korsanlık olamaz ama ticari aktörlerin de aşırı muhafazakar ve statükocu yaklaşımlarını gözden geçirmeleri bir zorunluluk olarak kendini dayatıyor. Önümüzdeki on yılda teknolojinin bu yöndeki baskısının gerek yerli gerek yabancı bu aktörleri mevcut tutumlarını değiştirmeye mecbur kılacağını öngörüyorum.

UNESCO’nun dijital kültüre ilişkin ne gibi çalışmaları var?

UNESCO’nun İletişim ve Enformasyon Sektörü içinde 1992 yılında başlatılan Dünya Belleği Programı (Memory of the World Programme), 2012’de 20. yılını kutlamaktadır. İnsanlığın, tarihi, kültürel ve sosyal belleğini oluşturan, kasıtlı tahrip, doğal afetler vb. nedenlerle ortadan kaybolma tehlikesi altında olan belge ve bilgilerin insanlığın ortak mirası niteliğiyle korunmasını ve sayısal ortamda paylaşılmasını amaçlamaktadır. Ülkemizin Dünya Belleği Kaydı’na bugüne kadar işlenmiş üç belgesel mirası mevcuttur: Boğaziçi Üniversitesi Gözlem ve Deprem Araştırma Enstitüsü Kandilli Rasathanesi El Yazmaları (2001), Boğazköy Hitit Tabletleri (2001), İstanbul Süleymaniye Kütüphanesi İbn-i Sina Yazmaları Koleksiyonu. (2003).http://www.unesco.org/new/en/communication-and-information/flagship-project-activities/memory-of-the-world/register/access-by-region-and-country/europe-and-north-america/turkey/ internet adresinden konuya ilişkin ayrıntılı bilgiye erişilebilmekte.

Dünya kültürünü şekillendirecek dijital trendler neler?

Kendimi tekrar etme pahasına, bilgiye erişimin kolaylaşması ve ucuzlamasını yeniden vurgulayacağım. Bir diğer önemli gördüğüm konu, yaklaşık beş yüzyıldır süren kitap çağında zihinlerimiz ilginç bir bilgi hiyerarşisine göre kalıplanmıştır. Kitapların süreli yayınlardan, süreli yayınların gazetelerden, gazetelerin sözlü beyanlardan daha güvenilir olduğuna inanırız. Oysa ilk bakışta pek sağlam gibi görünen bu sınıflandırma, biraz sorgulanınca tutarlılığını kaybeder. Kitap nedir? Geniş düşünelim: Hiyerarşinin en üstüne “Zeus’un tahtına” oturttuğumuz kitap aslında bölünmez, parçalanamaz bir bütün değildir, sağdan soldan derlenmiş ve yeniden yorumlanmış bilgilerden oluşur. Ancak beş asırlık bu koşullandırma öyle güçlüdür ki, bugün sosyal medyayı bu zihinsel hiyerarşiye yerleştirmekte ciddi sıkıntı yaşıyoruz. Belki de bu tamamen lüzumsuz bir çaba? Matbaa çağı gerçekte insanoğlunun entelektüel hayatında yalnızca başı sonu belirli bir sınırlı döneme işaret ediyor olamaz mı? Belki de, bilişim teknolojisi ve sosyal medya bizi “Gutenberg parantezi” öncesine götürecektir. Bilginin organizasyonu ve formatının kitap, gazete, dergi şeklinde olması mermere kazınmış bir ilahi buyruk değildir. Belki sahip olduğumuz bilginin organizasyonunda uzun süren bir “parantezin kapanması” ile karşı karşıyayız. Meraklı ve ufuk açıcı düşüncelerden hoşlanan arkadaşlar için Danimarkalı akademisyen Thomas Pettitt’in “Gutenberg Parantezi” kavramı temelli http://vimeo.com/10705406 çalışmalarını önerebilirim.

Türkiye’de ve Avrupa ülkelerinde dijital içerik tüketimine ilişkin farklılıklar var mı?

Yasal platformlar aracılığıyla sayısal içerik tüketiminde en fazla mesafe alan ülke ABD. Avrupa, telif sahiplerinin haklarının korunmasına ilişkin endişeler nedeniyle daha geriden geliyor. Örneğin Fransa’da yayınevleri sundukları kitapların sayısal versiyonlarını kitap versiyonlarıyla çok yakın fiyatlandırmakta ısrar ediyorlar. Sayısal versiyonu önemli indirimle satmaları halinde, kitap satışlarının çökeceğinden endişeliler. Öte yandan, bir kitaba 20 Avro yerine 16 Avro verip sayısal versiyonunu almak tüketici olarak şahsen bana makul gelmiyor.  Kısacası kırılması zor bir fasit daire var.

Korsan içeriğin önlenmesine ilişkin çıkarılan yasalar da umulduğu kadar sonuç alıcı olmadı. Yasal denetimin arkasından dolaşmaya imkan veren çözümler, yasakoyucudan hep bir adım önde gidiyor. Bu yarışta yasakoyucunun şansı zayıf gibi görünüyor.

Avrupa’nın bir diğer önemli endişesi, kültür endüstrisinin Google gibi bilgiyi sınıflandırarak sunan ABD kökenli firmaların kontrolüne girmesi. Mesela bazı Fransız yayıncılar, Google Books’un kitaplarını veri tabanında referans etmesine dahi şiddetle karşı çıktılar ve davalar açtılar. Bize şu anda belki biraz garip ve abartılı gelen bu çekişmeler aslında yarının dünyasında kültür sektörünü kimlerin kontrol edeceğine ilişkin.

Türkiye’de korsanla kalıcı mücadelenin polisiye yöntemlerle değil, yasal sayısal içerik platformlarının teşvikiyle mümkün olabileceğine inanıyorum. “Alan ve satanın razı olduğu” korsan ürün ticaretini önlemenin başka gerçekçi yöntemi yok. Kültür ürünlerini genellikle kişisel gelire sahip olmayan gençlerin tükettiğini göz önüne alarak, firmaların fiyatlandırma politikalarında tüketici lehine yeni düzenlemelere gitmeleri de kaçınılmaz bir zorunluluk.

Fakir ve zengin ülkelerin dijital kültür oluşturma açısından temel farklılıkları neler?

Gelişmekte olan ülkelerde iletişim altyapısı zayıf. Altyapıdaki bu zaafiyet içerikte de adaletten uzak bir temsili getiriyor. Kanımca gelecek 10-20 yıllık dönemde bu konular uluslar arası platformlarda daha sık tartışılacak. Çözümler ulusal çerçeveleri aşıyor ve çok taraflı diplomasinin “bilgiye adil erişim hakkı” konusunda oyuna daha fazla dahil olması muhtemel görünüyor.

Kaynak