Serdar Özkan – Kayıp Gül

Kitabın Adı: KAYIP GÜL

Kitabın Yazarı:SERDAR ÖZKAN

Serdar Özkan Kimdir?

Ağustos 1975’te doğan Serdar Özkan, ortaokul ve liseyi Robert Kolej’de okudu. Lisans eğitimi için Amerika’ya giderek, Lehigh Üniversitesi’nde İşletme ve Psikoloji eğitimi gördü. Halen İstanbul’da yaşayan Serdar Özkan 2002 yılından beri tüm zamanını roman yazarlığına ayırıyor.Devamı İçin Tıklayınız…

Kayıp Gül Kitabı Konusu

Kitap Diana’nın, Annesinin öldükten sonra açıkladığı bir gerçekle yüz yüze kalmasını anlatıyor.Annesinin dediğine göre Diana’nın bir ikizi var ve öldüğü sandığı babası yaşıyor.

Annesi ölümünden sonra bıraktığı mektup da ikizini o kadar çok övmüş ki onu aramak için yollara çıkıyor.Kardeşinin güllerle konuştuğunu duyuyor ve o da bu özelliğe sahip olmak istiyor.Bütün kitap arama yollarında yaşanılan maceralardan oluşuyor.

Kayıp Gül Kitabından Alıntılar

Mary – Gülünden sorumlu olmakCanım Babam,

Bugün evden ayrılmak zorundayım ne yazık ki.
Sebebini merak ediyor olmalısın…
Dün St.Exupery’nin Küçük Prens’ini uzun yıllar sonra tekrar okudum. Kitap tamamen değişmiş! Benim için kitapta değişmeyen tek şey, gülün hâlâ favori karakterim olması. Bir de tilki tabi ki! Küçük Prens’e gülünden sorumlu olmayı öğrettiği için.
Sanırım ben de bir gülden sorumlu olmanın ne anlama geldiğini biliyorum artık. İşte bu yüzden gidiyorum. Kaybolan gülümü bulmak için gidiyorum. “Başkaları gülümü çaldı mı, çalmadı mı?” Bu sorunun, hiçbir büyüğün anlayamayacağı kadar önemli bir soru olduğunu bildiğim için gidiyorum.
Beni merak etme; güvende olacağım.
Bir gün tekrar görüşmek ümidiyle…

Zeynep Hanım – Küçük adımlarBir dağ hayal et…

Zirvesindeki manzara çok güzel. Orada olmayı çok istiyorsun, ama zirveyi kendinden çok uzakta gördüğün için ümitsizliğe kapılıyorsun. ‘Oraya nasıl olsa varamam,’ deyip vazgeçiyorsun.

Oysa, zirveye varanların adımları seninkilerden daha büyük değildi. Ama onlar, o küçük adımları birbiri ardınca atmayı sürdürmüş kimselerdi. İmkânsızı gerçekleştiren mucizeler değil, sürekliliktir. Suya sarp kayaları deldiren de budur. Yirmi birinci yüzyıl insanına gülleri duyuran da…

Pervane – Karanlığa isyan

Salonda uçuşan pervaneden geriye yalnızca, ince bir yanık kokusuyla tavana ışık veren lambanın üstünde belli belirsiz tüten bir duman kalmıştı. Diana, kıvrıla kıvrıla yükselen dumana bakarken, pervanenin kendini neden ateşe attığını düşünüyordu.

Karanlıktan aydınlığa kaçmasını emreden bir içgüdüye kulak vermiş olmalıydı. Işığa doğru telaşla kanat çırpması, onu çepeçevre kuşatan loşluğa bir isyandı sanki. Belirsizliğe isyandı. Işıkta eriyip gitmeyi, bir ömür boyu karanlıkta uçmaya tercih etmişti o.

Sarı Çiçek – Sevgi değil, olsa olsa beğeni

Bu durumun bizi ileride büyük bir felakete sürükleyeceğini kestirememiştik o zaman. Başkalarının sevgisini kazanabilmek için yavaş yavaş kendimizi onların değer yargıları doğrultusunda şekillendirmeye başladık. Onlar gözle görünen özelliklerimize değer verdiklerinden, kokumuza özen göstermeyip dış yüzümüzle ilgilendik daha çok. Daha dik durmaya çalıştık yapay güller gibi, yapraklarımızı daha geç dökmek için çabaladık, hislendiğimizde taç yapraklarımız kırışmasın diye ağlamadık. Ve ihmal edilen kokumuz zamanla uçmaya başladı.

Başkalarının beklentisi doğrultusunda şekilden şekile giriyor, renkten renge bürünüyorduk. Büyüyün diyorlardı, büyüyorduk. Açılıp saçılın diyorlardı, açılıp saçılıyorduk. Bizi, önce görmek istedikleri gibi şekillendiriyor, sonra da sanki dünyada eşimiz yokmuş gibi övüyorlardı.
Ama aldığımız tüm övgülere rağmen, içten içe sevilmediğimizi hissediyorduk. Bizi kokumuzla ilgilenenler sevebilirdi yalnızca. Çünkü bir gülü gül yapan, kokusudur her şeyden önce. Başkalarının bize karşı duydukları his, olsa olsa “beğeni” olabilirdi.

Meryem Gülü – Kuru Gurur

Hatırlıyor musun, güneşli günlerde sana akın akın koşanlar güz gelince bir bir terk etmeye başlıyorlardı seni. Kış iyice bastırınca da hiç kimseyi bulamıyordun yanında. Gururun seni yalnız bırakıyordu ve o kuru gururun yüzünden ağlayamıyordun bile. Bahardaki övgüler seni ne kadar yükseltmişse, sonbahardaki düşüşün de o denli yüksekten oluyordu. Havanın değişmesi yerle bir ediveriyordu seni.

Üzgünüm dostum ama, sana tutkuyla bağlananlar bir gün seni terk edecekler. Çünkü onlar sana değil, kendi tutkularına tapıyorlar yalnızca. Ve bir gün gelecek, o tutkuları başka bir tanrıça bulacak. Senden daha güzel, daha güçlü, daha yüce bir tanrıça! İşte o zaman sen unutulacaksın. Kendini onların övgüleriyle var ettiğin için de, unutulduğun zaman yok olup gideceksin.

Meryem Gülü – Bir gül olmak

Evet haklısın, ben öyle büyük bir şey değilim belki. Ama bir gülüm… İnsanlar beni övseler de bir gülüm, övmeseler de. Herkes benim için deli olsa da bir gülüm, yanıma hiç kimse uğramasa da. Sadece bir gül. Dedim ya, büyük bir şey değil, sadece bir gül… Ama, gül ne demek bilir misin sen, dostum? Gül, özgürlük demek! Başkalarının övgüsüyle varolmamak, yermesiyle yok olmamak demek.

Ressam – “Bilmiyorum.

“Ama bu resim projemi zamanında tamamlayabilir miyim, tamamlayamaz mıyım, bunu bilemiyorum. Bilemediğim başka şeyler de var. Projeyi tamamladığım zaman sergiyi açacak parayı denkleştirebilir miyim; denkleştirirsem, sergi için uygun bir yer bulabilir miyim; bulursam, belediyeden izin alabilir miyim; alırsam, sergiyi gerektiği gibi duyurabilir miyim; duyurursam, ilgi olur mu; ilgi olursa ne olur, her şey istediğim gibi gitse bile mutlu olabilir miyim; olursam, bu ne kadar sürer, uzun sürse bile, mutluluğumun bozulmasını engelleyebilir miyim; engellersem, o mutluluğu kaybetmenin korkusuyla başa çıkabilir miyim? Ve bilemediğim şeylerin listesi böylece sürüp gidiyor. İşte bu yüzden tek hedefim resim yapmak.

Mary – Övgü ve beğeni okları

Başkaları, övgü ve takdirlerinden oluşan binlerce zehirli oku –ki bu okların öldürücü olduğunu sonradan anladım- hiç durmaksızın üstüme yağdırıyor ve en tatlı zehri kanıma karıştırıyorlardı.

Her şeye rağmen, ara sıra bu sözün doğruluğundan şüpheye düştüğüm oluyor, “Onların dediği kadar “özel” miyim acaba?” diye sorup duruyordum kendime. Ama beni özel olduğuma en başta Başkaları inandırdığı için, bu soruyu tek başıma cevaplayamıyordum. Sanki aynam kırılmıştı da, kendimi görebilmek için Başkalarına bakmak zorunda kalmış; takdirlerini kaybetmemek uğruna, onlarla “iyi geçinmeye” mahkum edilmiştim.

Bir anlamda, eskiden senin özleminle yanıp tutuşan ben, artık “ben” olmaktan çıkmış, beni beğenenlerin olmamı istediği “ben” oluvermiştim. Düşlediğimi değil de, Başkalarının benim adıma kararlaştırdıkları hayatı yaşamaktaydım kısacası.

Zeynep Hanım – Gülleri duymak

En başta, gülleri kulağımızla değil, ancak kalbimizle duyabileceğimizi iyi anlamamız lâzım. Her insanın kalbi doğuştan bu yetiye sahiptir aslında. Ama kalpler zamanla sağır olur ve gülleri duyamaz hâle gelir. Güllerin şarkı söyleyişlerine tanık olmak isteyen bir kimse, önce, büyürken kaybettiği bu yetiyi geri kazanmalıdır.

Gülleri duymak kolaydır. Çok kolay. Tek yapman gereken, ya unuttuklarını hatırlamak ya da öğrendiklerini unutmak.