İmam Zeynel Abidin Kimdir?

Adı:

Ali (a.s).

Lakapları:

Zeyn’ul-Abidin, Seyyid’ul-Abidin, Zeki, Emin, Zu’s-Sefinat ve Seccad

Künyesi:

Ebu Muhammed, Ebu’l-Hasan.

Baba-Ana:

Hüseyin (a.s), Şehribanu.

Doğumu:

Hicretin 38. yılı, Şaban ayının beşi veya Cemad’el-Ula’nın on beşinde Medine’de doğdu.

Zamanının Halifeleri:

Yezid’den, Emevi halifelerinin 10. halifesi olan Hişam b. Abdulmelik’e kadar 9 kişi.

İmamet Süresi:

Yaklaşık otuz beş yıl.

Şahadeti:

Hicretin 95. yılı Muharrem ayının 25’inde; bir görüşe göre ise, 12 veya 18’inde Hişam b. Abdulmelik’in hilesiyle 56 yaşında Medine’de şahadete erişti.

Mezarı:

Bakî Mezarlığı’nda.

Yaşam Dönemi

1- Yirmi iki yıl babasıyla birlikte olduğu dönem.

2- Otuz beş yıl imamet dönemi.

İmam Zeyn’el-Abidin (a.s), Emevilerin en şiddetli zulüm ve baskısı döneminde ve en zor şartlarda imamet görevini yerine getirmiş ve maarif, ahlak, siyaset, sosyolojik konuları dua kalıbında en güzel bir şekilde beyan etmiştir.

Çocukları

İmam Seccad (a.s)’ın, 11′i erkek, 4′ü ise kız olmak üzere 15 çocuğunun olduğunu söylemiştir. Onların isimleri şöyledir: “Bakır” lakabıyla meşhur olan Muhammed (a.s), Abdullah, Hasan, Hüseyin, Ömer, Hüseyin Esğer, Abdurrahman, Süleyman, Ali, Muhammed Esğer, Hadice, Fatıma, Aliyye, Ümm-ü Gülüsüm.

Çocukluk Dönemi

İmam Seccad (as) çocukluk dönemini Medine’de babasının yanında geçirdi ve Beniümeye’nin Ehlibeyt’e olan düşmanlığını 22 yaşına kadar her yönden görüyor ve yaşıyordu Muaviye’nin ölmesi ve Yezid’in hilafet makamına oturması ile bu sıkıntılar dahada arttı ve İmam Hüseyin ailesini alarak Mekke’ye ve oradanda Kufe’ye hareket etti ve bütün bu mesirde babasının yannda ve Onun yardımcısı idi.

İmam Seccad (as) Kerbala’da babası, amcası, kardeşleri olmak üzere bütün yakınlarını kaybetti ve kendisi hasta olduğu için Kerbela’da savaşamadı, savaş bittikten ve İmam Hüseyin’in şehadetinden sonra İmam Seccad’ı diğer esirlerle beraber Kufe’ye, Şam’a ve Medine’ye götürdüler, tabi bu mesirde İmam Zeyn-ul Abidin’in ve hz.Zeyneb’in Kerbela olayını halka tebliğ etmede fevkalade tesirleri olmuştur.

İmamet Dönemi

Dördüncü İmam Medine’ye döndükten sonra evinin köşesine çekilip ibadetle meşgul oldu. Ebu Hamza-i Sümali ve Ebu Halid-i Kabuli gibi Şia’nın özel kişilerinden başka bir kimseyle görüşmezdi. Bunlar da o hazretten öğrendikleri eğitileri diğer Şiilere aktarıyorlardı. Böylelikle Şiilik çok genişledi, etkisi de beşinci imamın zamanında ortaya çıktı.

Bu İmamın eserlerinden olan Sahife-i Seccadiye elli yedi dua içermektedir. Bu dualar en üstün ve dakik ilahi öğretileri içermiştir. Hatta Al-i Muhammed’in Zeburu adını almıştır.

İmam Seccad (a.s) bütün imameti boyunca zalim yöneticilerle karşı karşıya kaldı; Yezid, Abdullah bin Zübeyr, Mervan Hakem, Abdülmelik bin Mervan ve Velid bin Abdulmelik gibi zalim sultanlar halifelik adı altında islam ümmetine musallat olmuştu.

Sözkonusu dönemin şartlarına daha iyi vafık olabilmek için halife hakaplı bu zalim sultanların caniliklerinden bazılarını kısaca aktarmamız faydalı olacaktır.

x) Cennet gençlerinin efendisi İmam Hüseyin’in (a.s) Kerbela’da şehid edilmesinden sonra Medine halkından bir grup hicretin 62. yılında Şam’a giderek Yezid’i yakından görüp onun açıkça şarap içtiğini, köpekle oynadığını ve bütün gününü günah ve zevfk-ü sefayla geçirdiğine şahid oldular. Bu grup Medine’ye dönerek gördükleri korkunç gerçeği şehrin ahalisine anlattılar. İmam Hüseyin (a.s)’ın alçakça katledilmesinden bir haylı rahatsız olup Yezid’e öfke ve nefret besleyen Medine halkı büyük bir isyan başlattı. Yezid, bu kıyamı bastırmak için gaddarlığıyla meşhur olan Müslim bin Akabe komutasında büyük bir orduyu Medine’nin üzerine saldı.

Sözde halife olan Yezid’in katiller sürüsü Peygamber’in yadigarı olan kutsal Medine’yi tam üç gün boyunca yağmaladılar, acımasızca toplu katliamlara giriştiler, ve onbin masum insanın canına kıydılar; Medine halkının namusuna dahi tecaviz etmekten çekinmediler.

x) Hicretin 64. yılında Yezid’in ölümüyle birlikte oğlu Muaviye tahta geçip hilafetini ilan ettiyse de kısa bir süre sonra (40 gün veya bir başka rivayete göre 3 ay sonra) minbere çıkıp tahttan çekildiğini açıkladı.

x)Yezid’in ölümüyle birlikte yıllardır halifeliği elegeçirmek için fırsat kollayan Abdullah bin Zübeyr Mekke’de bir isyan başlatarak Hicaz, Yemen, Irak ve Horasan ahalisinden biat aldı. Bu sırada Muaviye bin Yezid’in tahttan feragatiyle Şam’daki iktidar da el değiştirmiş ve Mervan bin Hakem çeşitli komplolarla iktidarı ele geçirerek Abdullah bin Zübeyir’le mücadeleye başlamıştı. Mervan hile ve desiseyle Şam ve Mısır’ı ele geçirdiyse de kısa sürede ölerek tahtı oğlu Abdulmelik’e bırakmak zorunda kaldı.

x)Hicri 65. yılda tahta geçen Abdulmelik iktidardaki konumunu güçlendirdikten sonra Şam ve Mısır’da egemenliğini güçlendirip Hicri 73. yılda Abdullah bin Zübeyir’i Mekke’de bir kuşatmayla ele geçirip öldürttü.

Abdulmelik çok acımasız, cimri ve zalimdi; birgün Said bin Müseyyibe “ben” dedi, “öyle bir hale geldim ki iyilik yapmaktan hiç hoşlanmıyor ve kötülük işlemekten hiç rahatsızlık duymuyorum!” Said “Belli ki” dedi, “kalbin tamamen ölmüş senin.”

Abdullah bin Zübeyir’i öldürttükten sonra bir hutbesinde halka “beni” dedi, “dindarlığa ve takvalı olmaya davet edecek olanın kellesini uçururum, bilmiş olun!”

Abdulmelik’in islam tarihinde işlediği en büyük caniliklerden biri Haccac bin Yusuf Sakafi’yi Basra ile Kufe’ye vali tayin etmesiydi. Katil ruhlu Haccac Emevi iktidarının en kan dökücü ve en aşağılık çehrelerinin başında gelir. Kan dökmekten hoşlanan bir sadist olan Haccac vali olur olmaz halka akılalmaz işkencelerde bulunmuş, kendisine itiraz eden herkesi acımasızca öldürmüş, hatta bir çoğunun ailesine bile kıymıştır. Bu sadist ruhlu adam özellikle hz. Ali (a.s)’yı seven ve onun şiası olan müminleri takibe almış ve iktidarı boyunca yüzyirmi bin müslümanı acımasızca katletmiştir.

Abd-ul Melik İmam Seccad (a.s)’ı sıkı bir takibe almıştı; İmam’a baskıda bulunmak ve o hazreti küçük düşürmek için fırsat kolluyordu.

Şehadet

İmam Seccad 37 yıl imamet ettikten sonra Şia rivayetlerine göre Emevi halifesi Hişam’ın emriyle ve Velid b. Abd-ül Melik’in vasıtasıyla zehirlenip Hicret’in 95. yılında şehit edildi.3

İMAM SECCAD (A.S)’IN FAZİLETİ VE SİRESİ

Kur’an’la Ünsiyeti

İmam Zeyn’ul- Abidin (a.s) buyurmuştur ki:
“Eğer doğuyla batı arasındaki bütün insanlar ölürse (ben de yalnız kalırsam), Kur’an benimle olduktan sonra vahşet etmem.”
İmam Zeyn’ul- Abidin (a.s), “Malik-i yevmiddin” ayetini okuduğunda, onu o kadar tekrarlardı ki, neredeyse ruhu bedeninden ayrılırdı.”[1]

Güzel Sesle Kur’ân Okuması

İmam Sadık (a.s) buyurmuştur ki:
“… İmam Zeyn’ul- Abidin (a.s), Kur’ân’ı herkesten daha güzel bir sesle okuyordu. Kur’ân okuduğunda, ev halkının duyup faydalanmaları için sesini yükseltiyordu.”[2]
“Allah’ı Nimetlerini Sayamazsınız” Ayetini Okuduğunda Buyurduğu Söz
Ravi diyor ki:
“İmam Zeyn’ul- Abidin (a.s), bu ayeti okuduğunda: “Allah’ın nimetini saymaya kalkışacak olursanız, onu (bir genelleme yaparak bile) sayamazsınız.”[3] şöyle buyuruyordu:
“Münezzehtir O Allah ki, nimetleri tanımaktan acizliğini itiraf etmekten başka kimseye nimetleri tanımayı mümkün kılmamıştır; nitekim O’nu idrak edemeyeceğini bilmekten ziyade, kendi künhünün idrak edilmesini kimseye müyesser etmemiştir.”[4]

Sofra Duası

Ebu Hamza-i Sumalî şöyle diyor:
İmam Zeyn’ul- Abidin (a.s) yemek yediğinde şöyle diyordu:
“Hamd O Allah’a ki, bize yemek verdi, bizi suya kandırdı, bize yetti, bizi teyit etti, bize sığınak verdi, bize rızk verdi, bize üstünlük bağışladı. Hamd O Allah’a ki yemek verendir, yemek verilen değil; rızk verendir, rızıklanan değil.”[5]

Secdeleri

İmam Bakır (a.s) buyurmuştur ki:
“Babam İmam Zeyn’ul- Abidin (a.s), Allah’ın bir nimetini andığında şükrederdi; Allah’ın kitabından secdeli olan bir ayet okuduğunda secde ederdi; Allah Teala, bir kötülüğü (tehlikeyi) veya bir hileyi ondan uzaklaştırdığında secde ederdi; farz namazı kıldıktan sonra secde ederdi; iki kişinin arasını uzlaştırmaya muvaffak olduğunda secde ederdi; onun bütün secde azalarında secde izi vardı; işte bundan dolayı “Seccad” (çok secde eden) diye adlandırıldı.”[6]

Secde İzleri

İmam Bakır (a.s) buyurmuştur ki:
“Babamın secdegahında (alnında) şişkinlik eseri vardı (çok secde ettiğinden dolayı nasır bağlamıştı). Her yıl iki defa onu kesiyordu; her defasında beş kat nasır vardı; bundan dolayı “Ze’s- Sefenat” (nasır sahibi) diye lakap almıştı.”[7]

Abdest Alması

Ravi diyor ki:
“İmam Zeyn’ul- Abidin (a.s), abdest aldığında rengi sararıyordu. Ailesi; “Seni böyle sarartıp rahatsız eden nedir?” diye sorduklarında şöyle buyuruyordu: “Kimin huzurunda durmaya hazırlandığımı biliyor musunuz?”[8]

Namaz İçin Misk Sürmesi

Ravi diyor ki:
“İmam Zeyn’ul- Abidin (a.s)’ın, namaz kıldığı yerde bir şişe miski vardı; namaza başlamak istediğinde ondan biraz alıp kendisine sürüyordu.”[9]

Namaz Kılışı

İmam Sadık (a.s) buyurmuştur ki:
“İmam Zeyn’ul- Abidin (a.s), namaz kılmak istediğinde sert elbise giyerdi, sert bir yerde namaz kılardı ve yere secde ederdi.”[10]

Gece Namazı

Allame Meclisi nakletmiştir ki:
“İmam Zeyn’ul- Abidin (a.s), abdest almakta kimsenin ona yardım etmesini sevmezdi; kendisi abdest suyunu hazırlar ve yatmadan önce o suyun üzerini örterdi. Gece namazı için kalktığında ise önce dişlerini misvaklar, sonra abdest alarak namaza başlardı. İmam (a.s) gündüz kılmadığı nafile namazlarının kazasını kılarak şöyle buyururdu:
“Evlatlarım! Nafile namazlarını kaza etmek size farz değildir; ama hayır bir işe adet edenin, o işi sürdürmenizi seviyorum.”
İmam (a.s) gece namazını, evinde ve seferde terk etmezdi.”[11]

Gece-Gündüz Bin Rekat Namaz Kılması

İmam Bakır (a.s) buyurmuştur ki:
“İmam Zeyn’ul- Abidin (a.s), gece-gündüz bin rekat namaz kılıyordu; nitekim Emir’ul- Muminin Hz. Ali (a.s) da böyle yapıyordu.”[12]
Yine İmam Bakır (a.s) buyurmuştur ki:
“İmam Zeyn’ul- Abidin (a.s), gece-gündüz bin rekat namaz kılardı; rüzgar bir sümbül gibi onu hareket ettirirdi. İmam (a.s)’ın beş yüz hurma ağacı vardı; her birinin kenarında iki rekat namaz kılardı. Namaza durduğunda rengi değişirdi. Namazda duruşu, büyük bir padîşahın önünde duran zelil bir kulun duruşu gibiydi. Azaları, Allah korkusundan titriyordu; namaz kıldığında, namazla vedalaşan ve artık ondan sonra hiçbir zaman namaz kılmayacak olan bir kimse gibi namaz kılardı.
Bir gün namaz kıldığında ridası (cüppesi) bir omzundan düştü, namazı bitirene kadar onu düzeltmedi. Ashabından birisi bunun sebebini sorduğunda şöyle buyurdu:
“Yazıklar olsun sana! Kimin karşısında durduğumu biliyor musun? Kulun namazı, kalbiyle Allah’a yöneldiği miktarca kabul olur ancak.”
Derken o adam; “Biz helak olduk” dedi.
İmam (a.s) buyurdular ki: “Hayır, öyle değildir. Allah-u Azze ve Celle, nafile (müstahap) namazlarıyla onu tamamlıyor…”
Allah’a and olsun ki, İmam Seccad (a.s) çok namaz kıldığından dolayı her yıl yedi kez alnındaki nasırlar dökülüyordu.”[13]
Eban bin Teğlib diyor ki:
Ben İmam Sadık (a.s)’a; “Ben, Ali bin Hüseyin (a.s)’ı, namaz için kalktığında renginin değiştiğini gördüm” dediğimde buyurdular ki:
“Allah’a and olsun ki, Ali bin Hüseyin (a.s), karşısında durduğu kimseyi (Allah’ı) hakkıyla tanıyordu.”[14]

Müstehap Namazların Kazasını Kılması

İmam Sadık (a.s) buyurmuştur ki:
“İmam Zeyn’ul- Abidin (a.s), gecenin müstehap namazlarından biri fevt olduğunda gündüz onu kaza ederdi; günün müstehap namazlarından biri fevt olduğunda, o günün yarını veya gelecek Cuma günü veyahut sonraki ay onu kaza ederdi. Eğer fevt olmuş müstehap namazlar çoğalıp toplansaydı, yılın bütün müstehap namazlarının kamil olması için onları Şaban ayında kaza ederdi.”[15]

Vetr Namazında Üç Yüz Defa “El-âf” Demesi

Ravi diyor ki:
“İmam Zeyn’ul- Abidin (a.s), seher vakti vetr namazında üç yüz defa; “el-âf” (Allah’ım beni af et) derdi.”[16]

Ramazan Ayı Gecelerinde Okuduğu Dua

Ebu Hamza-i Sumalî şöyle diyor:
“Abitlerin efendisi İmam Zeyn’ul- Abidin (a.s), Ramazan ayında, gecenin hepsini (sehere kadar) namaz kılardı; seher olduğunda ise şu duayı okurdu:
“İlahî, kendi azabınla beni edeplendirme…”[17]

Ramazan Ayındaki Amelleri

İmam Sadık (a.s) buyurmuştur ki:
“İmam Zeyn’ul- Abidin (a.s), Ramazan ayı olduğunda, dua, tespih, istiğfar ve tekbirden başka bir şey söylemezdi; iftar ettiğinde ise şöyle derdi: “Allah’ım, yapmak istediğin takdirde, istediğin her şeyi yaparsın.”[18]

Oruç Tutması

İmam Sadık (a.s) buyurmuştur ki:
“İmam Zeyn’ul- Abidin (a.s), Şaban ve Ramazan aylarının orucunu birleştirerek şöyle buyuruyordu: “İki ay artarda oruç tutmak, Allah’tan taraf tövbenin kabul olmasına sebep olur.”[19]

Af ve Bağışı

İmam Sadık (a.s) buyurmuştur ki:

“İmam Zeyn’ul- Abidin (a.s), Ramazan ayı olduğunda, köle ve cariyesini dövmezdi. Köle veya cariyelerden biri suç işlediğinde (yanlış bir hareket yaptığında), kendi yanında; “falan köle veya filan cariye, filan gün böyle şöyle yaptı” diye yazar ve onu cezalandırmazdı; bu yazdıkları şeyleri öylece bir araya toplardı. Ramazan ayının son gecesi olduğunda, köle ve cariyelerini çağırarak onları kendi etrafında toplar ve yazıları çıkararak şöyle buyururdu:
“Ey filâni, sen falan gün şöyle böyle yaptın, ama ben seni cezalandırmadım; böyle yaptığını hatırlıyor musun?”
Karşı taraf da: “Evet, ey Resulullah’ın oğlu!” diyordu.
Böylece son kişiye kadar onların suçlarını söylerdi, onlar da itiraf ederlerdi. Daha sonra onların arasında ayağa kalkarak şöyle buyururdu:
“Yüksek sesle deyiniz ki: “Ey Ali bin Hüseyin, şüphesiz Rabbin yaptıkların bütün amelleri, bizim amellerimizi (çirkin hareketlerimizi) sayıp yazdığın gibi sayıp yazmıştır; Allah’ın yanında, küçük ve büyük hiçbir şey bırakmayan, her şeyi sayıp yazan ve hakla aleyhine konuşan bir kitap vardır; yaptığın her şeyi Rabbinin katında hazır bulacaksın; nitekim biz de yaptığımız her şeyi senin yanında hazır bulduk. O halde bizi affet, günahımızdan geç; nitekim, kendin Rabbinden affedilmeyi ümit ediyorsun; Rabbinin seni affetmesini sevdiğin gibi, o halde kendin Allah’ı affeden olarak bulman için bizi affet ve günahlarımızdan geç…”[20]

İftar Etmesi ve İftar Vermesi

İmam Sadık (a.s) buyurmuştur ki:
“İmam Zeyn’ul- Abidin (a.s) oruç tuttuğu gün, bir koyunun alınıp kesilmesini, doğranmasını ve pişirilmesini emrediyordu. Akşam olduğunda, oruç olduğu halde yemeğin kokusunu almak için eğilip kazanlara bakar ve şöyle buyururdu: “Kapları getirin, falan ve filan aile için yemek doldurun.” Son kazana kadar böyle yapardı. Daha sonra kendisi için hurmayla ekmek getirirlerdi ve bu O’nun akşam yemeği olurdu.”[21]

Yolculuğu

İmam Sadık (a.s) buyurmuştur ki:
“İmam Zeyn’ul- Abidin (a.s), ancak kendisini tanımayan toplulukla yolculuk yapardı ve kafilenin ihtiyaç duydukları şeylerde onların hizmetçileri olmasını da şart koşardı.”[22]

Tevazusu

Kendisine; “Neden yolculuk yaptığında tanınmaman için kendini topluluktan saklıyorsun?” dediklerinde şöyle buyuruyordu:
“Mislini bağışlamadığım (yapmadığım) bir şeyi, Resulullah’a nispetle (bağlılıkla) almak istemiyorum.”[23]

Sadakaları

Ebu Abdullah Damğanî şöyle diyor:
“İmam Zeyn’ul- Abidin (a.s), şeker ve badem sadaka veriyordu. Bu işin sebebini sorduklarında ise şu ayeti okuyorlardı:
“Sevdiğiniz şeyden infak edinceye dek asla iyiliğe erişemezsiniz.”[24]

Sadakayı Öpmesi

İmam Sadık (a.s) buyurmuştur ki:
“İmam Zeyn’ul- Abidin (a.s), sadakayı dilenciye vermeden önce onu öpüyordu. “Böyle yapmanızın hikmeti nedir?” diye sorduklarında ise şöyle buyuruyordu:
“Ben dilencinin elini değil Rabbimin elini öpüyorum; zira sadaka dilencinin eline bırakılmadan Rabbimin eline bırakılıyor…”[25]

İhlası

Ravi diyor ki:
“İmam Zeyn’ul- Abidin (a.s) karanlık bir gecede içerisinde dinar ve dirhem olan torbasını alıp evden dışarı çıkarak fakirlerin kapılarına gidiyordu; kapıları çalarak (tanınmayacak bir şekilde) o paradan onlara veriyordu.
İmam Zeyn’ul- Abidin (a.s) vefat ettiğinde, artık karanlık gecelerde kapı çalıp da para vereni kaybettiklerinde, o işi yapanın İmam Zeyn’ul- Abidin (a.s) olduğunu anladılar.”[26]

Yoksullara Yardımda Bulunması

İmam Bakır (a.s) buyuruyor ki:
“İmam Seccad (a.s) gecenin zil karanlığında evden çıkıyordu, içerisinde dirhem ve dinar demetleri olan dağarcığı sırtına atarak onları (fakirlere) götürüyordu. Bazen de sırtına ekmek veya odun alarak yoksulların kapılarına gidip o kapıları çalıyordu, evden çıkana o getirdiği şeylerden veriyordu. Fakire bir şey verdiğinde ise tanınmaması için yüzünü kapatıyordu.
Fakir ve yoksullar, İmam (a.s) vefat ettiğinde, o bağışları bir daha göremeyince, kendilerine bağışta bulunan şahısın İmam Zeyn’ul-Abidin (a.s) olduğunu anlamış oldular. İmam (a.s)’a gusül vermek için onu gasil haneye bıraktıklarında onun sırtında, devenin dizindeki izi andıran bir iz gördüler. Bu iz, sırtında yoksulların evlerine taşıdığı dağarcıkların bıraktıkları izdi…
And olsun ki, (babam İmam Seccad –a.s-) Medine halkının fakirlerinden yüz fakir ailenin geçimini sağlıyordu. Sofrasının başına, çaresiz yetim, â’ma, kötürüm ve yoksulların hazır olmasını severdi. Kendi eliyle onlara yemek yedirirdi. Onlardan âile sahibi olanların âilelerine yemek götürüyordu.”[27]
Ahmed bin Hanbel, Muammer’den, o da Şeybe bin Nuame’den şöyle rivayet ediyor:
“İmam Zeyn’ul- Abidin (a.s), Medine’de yüz ailenin geçimini sağlıyordu.”[28]

Fakirlere Karşı Davranışı

Bir fakir İmam Zeyn’ul-Abidin (a.s)’ın yanına geldiğinde İmam (a.s) şöyle buyuruyordu:
“Azığımı ahirete taşıyan kimseye merhaba.”[29]

Âileye Hizmeti

İmam Zeyn’ul- Abidin (a.s) buyurmuştur ki:
“Pazara gidip de yanımdaki parayla, âilem için arzuladıkları bir (kilo) eti almam, benim için bir köle azat etmekten daha sevimlidir.”[30]

Doğan Bebeğe Karşı Tavrı

Ravi diyor ki:
“İmam Zeyn’ul- Abidin (a.s), yeni doğan bir çocukla müjdelendiğinde, onun oğlan veya kız olduğunu sormaksızın; “Azası düzgün ve salim midir?” diye sorardı. Düzgün ve salim olduğunda şöyle buyuruyordu: “Hamd Allah’a ki, benden çirkin ve nakıs bir mahluk yaratmadı.”[31]

İşleri Temenni İle Yapması

İmam Sadık (a.s) buyurmuştur ki:
“İmam Zeyn’ul- Abidin (a.s) şöyle buyuruyordu:
“Ben iş az olsa dahi, ona devam etmeyi (tatil etmeksizin onu teenni ile yapmayı) severim.”[32]

Talebeye Karşı Tavrı

Ravi diyor ki:
“İmam Zeyn’ul- Abidin (a.s)’ın yanına bir talebe geldiğinde şöyle buyururdu:
“Resulullah (s.a.a)’in vasisine merhaba.”
Daha sonra buyuruyordu ki:
“İlim talep eden bir kimse, evinden çıktığında ayağını yerin üzerindeki yaş veya kuru olan herhangi bir şeyin üzerine bastığında, yer yedi katıyla birlikte onu takdis eder (ona Allah’tan sevap ve mükafat talep eder).”[33]

Kamil İman

İmam Bakır (a.s) buyurmuştur ki:
“Babam İmam Zeyn’ul- Abidin (a.s) buyuruyordu ki: “Kim dört haslete sahip olursa, imanı kamil olur, günahları temizlenir ve Rabbini kendisinden razı olduğu halde mülakat eder:

1- Kim Allah rızası için halkın hakkını eda ederse.
2- Kim halka karşı doğru konuşursa.
3- Kim çirkin bir iş yapmaktan, Allah ve insanlardan utanırsa.
4- Kimin ailesine karşı ahlakı güzel olursa.”[34]

Edebi

İmam Bakır (a.s) buyurmuştur ki:
“Babam İmam Zeyn’ul- Abidin (a.s) buyurdular ki:
“Ben çok şiddetli bir şekilde hastalandım. Babam bana; “Gönlün ne istiyor?” diye sordu. Ben de cevaben; “Gönlüm, Rabbimin bana tedbir ettiği şey hususunda, bir öneride bulunmayan kimselerden olmamı istiyor” dedim.
Babam buyurdular ki: “Aferin! İbrahim Halil’e benzedin. Zira Cebrail (onu ateşe attıklarında) ona; “Bir hacetin var mı?” sorduklarında o cevaben; ‘Ben Rabbime bir şey önermem, Allah bana yeter, O en iyi vekildir.’ dedi.”[35]

Edepsize Karşı Tavrı

Abdullah bin Miskan diyor ki:
İmam Bakır (a.s)’dan şöyle buyurduğunu duydum:
“Babam (İmam Zeyn’ul- Abidin -a.s- )’ın gözü, oğluyla birlikte olan bir adama ilişti; o adamın oğlu, babasının koluna dayanmıştı. Babam dünyadan ayrılana dek, o çocuğa kızdığından (onun edepsizliğinden) dolayı onunla konuşmadı.”[36]

Annesine Karşı Tavrı

İmam Zeyn’ul- Abidin (a.s)’a; “Siz, insanların en iyilerisiniz; ama annenizle, o istediği halde bir kapta yemek yemiyorsunuz.” dediklerine buyurdular ki:
“Elimin, daha önce annemin gözü iliştiği bir şeye taraf uzatılmasını ve bundan dolayı da ona karşı âkk (asi) olmamı sevmiyorum.”
İmam (a.s) bundan sonra, bir tabakla çanağın üzerini örterek elini tabağın altına sokup ondan yemek alarak öylece yiyordu.”[37]

Bulunan Mal Hakkındaki Tavsiyesi

İmam Sadık (a.s), bulunan mallar hakkında konuştuğunda buyurdular ki:
“İmam Zeyn’ul- Abidin (a.s) âilesine; “Bulunan mala dokunmayın” diye emrediyordu.”[38]

Yürümesi

İmam Sadık (a.s) buyurmuştur ki:
“İmam Zeyn’ul- Abidin (a.s), başının üzerinde bir kuş varmışçasına yürüyordu[39] ve sağı solunu geçmiyordu.”[40]

Taahhüt ve Sorumluluk Hissi

Ravi diyor ki:
“İmam Zeyn’ul- Abidin (a.s), yolun ortasında bir taş veya kesek gördüğünde, bineğinden inerek mübarek eliyle onu yoldan kaldırıp bir kenara atardı.”[41]

Çok Ağlayanlardan Olması

İmam Sadık (a.s) buyurmuştur ki:
“Çok ağlayanlar beş kişidir: Adem, Yakub, Yusuf, Resulullah’ın kızı Fatıma ve İmam Zeyn’ul- Abidin (aleyhim’us-selam).
İmam Zeyn’ul- Abidin (a.s) yirmi (başka bir rivayete göre kırk) sene ağladı; her zaman önüne yemek bırakıldığında, (Aşura olayını ve Ehl-i Beyt’e yapılan zulümleri hatırladığından dolayı) ağlardı…”[42]

Babasına Ağlaması

İmam Sadık (a.s) buyurmuştur ki:
“İmam Zeyn’ul– Abidin (a.s), gündüzleri oruç tuttuğu, geceleri ise ibadetle geçirdiği halde kırk yıl boyunca babasına ağladı. İftar zamanı olduğunda, kölesi yemek ve su getirip önüne bırakarak; “Ey mevlam! Yemeğini ye.” dediğinde, İmam (a.s) şöyle buyuruyordu:
“Resulullah’ın oğlu (Hüseyin -a.s-), aç olduğu halde öldürüldü; Resulullah’ın oğlu susuz olarak öldürüldü.”
Bu sözleri o kadar tekrarlayıp ağlardı ki, yemeği gözünün yaşıyla ıslanır ve içeceği su gözünün yaşıyla karışırdı. Allah’ın rahmetine kavuşana dek durumu sürekli böyleydi.”[43]
İmam Bakır (a.s) da buyurmuştur ki:
“And olsun ki (babam İmam Seccad -a.s-) yirmi yıl boyunca babası İmam Hüseyin (a.s)’a ağladı. Önüne yemek bırakıldığında mutlaka ağlıyordu. Öyle ki hizmetçilerinden biri İmam (a.s)’a; “Ey Resulullah’ın oğlu! Hüznünüzün sona ermesinin zamanı ulaşmadı mı?” dediğinde İmam (a.s) şöyle buyurdular:
“Yazıklar olsun sana! Yakub (a.s)’ın on iki oğlu vardı, Allah Teala onlardan birini gaybete çektiğinde çok ağladığından dolayı gözleri görmez oldu, hüznünden dolayı saçı ağardı, gam ve kederden dolayı beli büküldü, oysa oğlu dünyada sağ ve salimdi. Ama ben, babamın kardeşimin, amcamın ve âilemizden on yedi kişinin kenarımda katledildiklerini kendi gözlerimle gördüm, o halde nasıl hüznüm sona erebilir?!”[44]

Hayvanlara Karşı Merhameti

İmam Bakır (a.s) buyurmuştur ki:
“İmam Zeyn’ul- Abidin (a.s) vefat ettiğinde, mer’ada (otlaklıkta) olan devesi gelerek baş ve boynunu İmam (a.s)’ın kabrine vurarak toprağında ağnadı. Babam (a.s) o deveyle hacca gidiyordu, ona bir kırbaç dahi vurmamıştı.”[45]

Kafi kitabında da İmam Bakır (a.s)’dan şöyle buyurduğu nakledilmiştir ki:
“Ali bin Hüseyin (a.s)’ın kendisiyle hacca gittiği bir devesi vardı, o deveyle yirmi iki kez hacca gitmesine rağmen ona bir kırbaç bile vurmadı.”[46]

Kaynaklar

[1] – Bihar, c. 46, s. 107; Belağat-u Ali bin Hüseyin -a.s- s. 221.

[2] – Vesail’uş-Şia, c. 4, s. 858.

[3] – Nahl/18.

[4] – Revzat’ul-Kafî, c. 8, s. 394; Belağat-u İmam Ali bin Hüseyin (a.s), s. 57.

[5] – Men la yahzuruh’ul-Fakih, c. 233, H. 4266.

[6] – Bihar, c. 46, s. 6, Menakıb-i İbn-i Şehraşub, c. 4, s. 167.

[7] – Bihar, c. 46, s. 6.

[8] – Bihar, c. 46, s. 74.

[9] – Bihar, c. 46, s. 58.

[10] – Bihar, c. 46, s. 108.

[11] – Bihar, c. 46, s. 98.

[12] – Bihar, c. 46, s. 61.

[13] – Hisal, c. 2, s. 517.

[14] – İlel’uş-Şerayi, s. 231; Bihar, c. 46, s. 79.

[15] – Vesail’uş-Şia, c. 3, s. 201.

[16]- Vesail’uş-Şia, c. 4, s. 910.

[17]- Bu dua Ebu Hamza-i Sumalî duasıyla meşhurdur; tercümesi Ehl-i Beyt Mesajı dergisinin 17 ve 18. Sayılarında yayınlanmıştır; okumak isteyenler oraya müracaat edebilirler. Vesail’uş-Şia, c. 5, S.174.

[18]- Kâfi, c. 4, s. 88, H. 8.

[19]- Kâfi, c. 4, s. 92, H. 3.

[20]- Bihar, c. 46, s. 103.

[21]- Bihar, c. 46, s. 71; Men Lâ Yahzuruh’ul-Fakih, c. 2, s. 9, h.1955.

[22]- Bihar, c. 46, s. 69.

[23]- Bihar, c. 46, s. 93, h.82.

[24]- (Âl- i İmran/92) Bihar, c. 46, s. 89.

[25]- Bihar, c. 46, s. 74.

[26]- Bihar, c. 46, s. 66.

[27] – Hisal, c. 2, s. 517 ve 518.

[28]- Bihar, c. 46, s. 88.

[29]- Bihar, c. 46, s. 98.

[30] – Vesail’uş-Şia, c. 15, s. 251, h.6.

[31] – Vesail’uş-Şia, c. 15, s. 143, h.1.

[32] – Vesail’uş-Şia, c. 1, s. 70.

[33] – Bihar, c. 1, s. 168, H. 16.

[34] – Emalî-yi Mufid, s. 299.

[35] – Bihar, c. 46, s. 67.

[36] – Mişkat’ul-Envar, s. 165.

[37] – Bihar, c. 46, s. 93; Belağat-u Zeyn’ul-Abidin (a.s) s. 214.

[38] – Vesail’uş-Şia, c. 17, s. 348, H. 1.

[39] – Bu söz, çok sessiz yol yürümesinden kinayedir; ses ve hareket olduğunda kuş hemen uçar gider.

[40] – Yani yürüyünce, vakar, edep ve tevazu ile yürüyordu. (Bihar, c. 46, s. 93.)

[41] – Bihar, c. 46, s. 93.

[42] – Bihar, c. 82, s. 86, H. 33.

[43] – Vesail’uş-Şia, c. 2, s. 923.

[44] – Hisal, c. 2, s. 518 ve 519.

[45] – Bihar, c. 27, s. 168, H. 16.

[46] – Kafi, c. 1, s. 476