Eski Zamanlarda Tartı ve Ölçü

Ölçü ve tartı birimleri günümüzde çok net bir şekilde ifade edilebilmekte. Bunda kullanılan araçların tamamen birer teknolojik gelişmelerin ürünü olmalarının payı var. Ölçü aletleri geçmişte  kıyaslama yapılmak suretiyle  kullanılmıştır eskiden teknolojinin bu konuda fazla gelişmemiş olması nedeniyle uzunluk, ağırlık, arazi, gibi ölçme gerektiren durumlarda kıyaslama yapma yoluna gidilmiştir.Bu durum çeşitli sıkıntılara yol açıyordu. Günümüzde teknolojinin gelişmesi ile kıyaslama yerine  hassas ölçmeler yapılmaya başlanmıştır.

Metroloji (ölçümbilim) konusu, öncelikle alım-satım işlerinde yüklendiği rol nedeniyle bilinen ve tahmin edilenin aksine çok eski tarihlerde önemli bir disiplin oluşturmuştur. Bu tarihe ilgi duyanlar için, Pera Müzesi’nin ilk katında tarih öncesi çağlardan günümüze Anadolu’da kullanılagelmiş ağırlık ve ölçü birimlerinin, çeşitli malzeme ve tekniklerde üretilmiş tartı ve ölçü aygıtlarının seçkin örnekleri (daimi olarak) sergileniyor

Son derece zevkli dekore edilmiş sergi salonunda (yandaki fotoğraf), tüm parçaların yanında izleyiciye, aynı zamanda bilgilendirici metinler ve destekleyici resimler de sunuluyor.
Salonun ortasındaki 19-20. yüzyıl Osmanlı terazisi, ışıltılı bir hazine gibi ziyaretçileri karşılıyor.
Sergi salonu
Sergi salonu

Bu yazıda, alışılmışın (ve dolayısıyla sergideki düzenlemenin de) dışında olarak, tarihsel dizine sadık kalmayan – hatta topluca bakıldığında ters-kronolojik bir bilgilendirme yapacağız.

Sergide son dönem olarak askeriye, gemicilik, haritacılık ve inşaatçılıkta kullanılan nivo, pusula, sekstant (alttaki resim) gibi aletler ile eczacılıkta kullanılan çok çeşitli teraziler, hacim ölçekleri ve tartılara yer verilmiş.

(Fotoğraftaki aletleri sergide görünce, acaba “ölçmek” gibi bilimsel veya ticari işlevler için tasarlansa da, böyle el aletlerinin imalatına da sanatsal kaygılar egemen olabilir mi diye düşünüyor insan.)

Nivo, pusula ve cep sekstantı
Nivo, pusula ve cep sekstantı (19.yüzyıl sonu)
Osmanlı imparatorluğunda eczacılık alanında dirhemin muhtelif kesirleri olan kırat, tuc, arpa, fitil, nakire, kitmir, zerre/habbe gibi birimler kullanılmış. Fakat dirhem, yarı dirhem ve kırat haricinde bugüne kadar yaşayan bir birim yok. Bunun bir nedeni, bir Fransız yazmasının tercümesi olarak 1874’de yayınlanan Dr. Hüseyin Bey’in Düturü’l-Edviye kitabı ile, son dönemde daha çok Avrupa birimlerinin (gram ve kesirleri) kullanılması. Diğer bir nedenin ise, o dönemde eczacılıkta ağırlıklar yerine daha çok çeşitli büyüklüklerde özel kaşıkların kullanımı olduğu düşünülüyor.

“Dirhem” sözcüğü, Yunan’ca “drachma”dan, ticari ilişkiler vesilesiyle önce Persçe’ye sonrasında da Arapça’ya geçerek, hem ağırlık hem de para (bozuklukların değeri ağırlığa bağlı olduğundan) birimi olarak hizmet görmüş. Selçuklular dirhem sistemini İranlılar ve Abbasiler’den adapte etmişlerse de tam olarak standardize etmemişler.

İslam’ın Anadolu’ya yayılmasıyla İslami tartılar, Bizansınkilerle beraber kullanılmış. Anadolu Selçukluları egemen oldukları dönemde 12,5 25 50 100 200 ve 400 kesirleri olan dirhem ağırlıklar üretmişler. Sonraki Türk beylikleri döneminde ve kendi eşdeğer ağırlıklarını dökmüş olan Osmanlılar zamanında da, bu dirhem ağırlıklar kullanılmış. Bu tartıların altlarına, çoğu Osmanlı sultanları ayar işareti olarak “tuğra”larını basmışlar. Böylece, devlet kontrolüyle dirhem ağırlığı, geçerliliğini 18. yüzyıl başına kadar korumuş.

Bugünkü ucuzlamış ve ileri endüstriyel teknolojileri kullandıkları halde, ancak ağırlık etalonu (ölçeği) niyetine yamuk yumuk silindirler dökebilen imalatçılar için, işte ibret verici bir manzara: Osmanlı’da metrik sisteme geçtikten sonra kullanılan markalı mühürlü döküm ağırlıklar. Taşıma halkasını kolayca yakalayabilmek için halkanın çok az miktarda ağırlığın dışına taşması ve ağırlıkları üstüste düzgün ve güvenlice istifleyebilmek için bu halkanın oturduğu yuvaya dikkat çekeriz. Döküm ağırlıklar
Döküm ağırlıklar (Osmanlı son dönem)

Osmanlıların metrik sisteme geçiş süreci, Sultan Abdülaziz döneminde, 1869 tarihli bir hatt-ı humayun ve kanunnameyle başlıyor (alttaki resimde görülüyor). Bu kanunnamede uzunluk ölçü birimi olarak metre kabul edilmiş ve eski ölçülere uygun bir adlandırma kaygısıyla metre için “zira-ı a’şarî” deyimi kullanılmış.

Bu değişiklikle birlikte, arazi ölçü birimi olarak “ar”, hacim ölçüsü olarak “öşr-i ziya küp” yani “desimetre küp”, birim karşılığı olarak litre, ağırlık ölçüsü olarak da “dirhem-i aşarî” ya da “gram” kabul ediliyor. Osmanlı Devletinde kullanılacak metre cinsinden bütün ölçülere örnek olmak üzere platinden bir “zira-ı a’şarî” ve bir kilo ağırlığına eşit bir “vukıyye-i aşariyye” imal ettirilip Hazine-i Hümayun’da saklanması, yasanın ikinci ve yedinci maddeleriyle emredilmiş.

Metrik sisteme geçiş
Metrik sisteme geçiş (Osmanlı, 19. yüzyıl)
Sultan Abdülaziz döneminin bu çabaları, metrik sisteme geçişte yeterli olmuyor, kapsamlı bir geçiş, Sultan II: Abdülhamid’in 1881 tarihli kanunnamesiyle gerçekleşebiliyor ve metrik ağırlıklara 1883 tarihinden sonra damga vurulmaya başlanıyor. Bütün bunlara rağmen 1895 tarihinde bir kez daha geri dönüldüğü ve Osmanlı topraklarında bir süre daha dirhem kullanılmaya başlandığı görülüyor.
(Metrik sisteme kesin geçiş, ancak Cumhuriyet’in kurulmasından sonra 26 Mart 1931’de çıkartılan 1782 sayılı “Ölçüler Kanunu”yla sağlanabilmiş.)Yandaki fotoğrafın sağ tarafında görülen kaplar, Osmanlı’da hububat ölçümlerinde kullanılan hacim ölçekleri. En yaygın kullanılanı, çapı yüksekliğine eşit silindir biçimindeki “Kile”. Kilenin askatları, yarım kile, şinik, çift kutu ve kutu. Kile ve şinik ölçüm kapları, kutucu olarak bilinen zanaatkarlarca yapılıyor ve satılmadan önce belediye yetkililerince kontrol edilip mühürlenmek zorunda.

Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönem öncesi temel uzunluk ölçüsü “arşın”. Üç tür arşın var: mimari arşın, çarşı arşını ve endaze. Mimari Arşın 75,8 cm; çarşı arşınından ve endazeden daha uzun. Bu arşın, arazi, bina ve inşaat ölçümlerinde kullanıldığı için bu adı almış.

Bir mimari arşının 1/ 24 üne “parmak”, bir parmağın 1/12 sine “hat”, bir hattın 1/12 sine “nokta” adı verilmiş.
Böylece 1mimari arşın = 24 parmak = 288 hat = 3456 nokta oluyor.

İki buçuk mimari arşına “kulaç” adı verilmiş; hafriyatta, kuyu açanlar arasında ve suların derinliğini belirtmekte kullanılan bir ölçü. 100 kulaç yani 2500 mimari arşın için “mil”; 3 mil yani 7500 mimari arşın için ise “fersah” birimleri kullanılmış. “Fersah”, bir kişinin normal bir yürüyüşle yaklaşık bir saatte aldığı mesafe olarak kabul ediliyor.

Osmanlı öncesi Türk ölçü sistemi Orta Asya kaynaklı olup, İran ve Çin’le geliştirilen ticari ilişkiler sonucunda oluşmuş. Divan-ı Lügati’t Türk, gündelik yaşamda kulanılan ölçü ve tartı birimlerinin saptanmasında bu dönem için en önemli kaynak.
Batı Anadolu beyliklerinden Menteşe ve Aydınoğulları’nın Bizans, Venedik ve Ceneviz’le geliştirdiği ticari ilişkiler, 14. yüzyılda Anadolu’da bazı Bizans ve İtalyan ölçülerinin de kullanılması sonucunu doğurmuş.
Buradaki ince işlemeli kübik veya elmas gibi çokgen formlu etkileyici güzellikte olan tartılar, sizde “bir yanlışlık olmasın, bunlar tartı değil mücevher herhalde” hissi uyandırabilir. Nitekim zamanda geriye gittikçe zaten “para”nın ağırlık ölçeği, (dolayısıyla ağırlık ölçeğinin de para) olduğu dönemler var.
Dirhemler
Selçuklu dönem ağırlık ölçekleri

Ağırlıklar genellikle iki tip oluyor: kantarla kullanılan büst biçimli ağırlıklar ve terazi kefesinde kullanılan düz ağırlıklar. Günümüze ulaşan ve 5.-7. yüzyıllar arasına tarihlenen çok sayıda ağırlığın ilk örnekleri Roma döneminde üretilmiş. Çokgen prizma, büst veya küçük heykel biçiminde ve çeşitli boyutta ağırlıkları olan bronz kantarlar, kolay taşınabilir olmaları nedeniyle pek çok ülkede, tüccar ve satıcılar tarafından tercih edilmiş.

Antik dönemde terazi (libra), Roma ve Bizans dönemlerinde terazi ve kantar (statera) birlikte kullanılmış. Kantar, kare kesitli bir kantar kolu, kol üstünde hareket edebilen bir topuz ve tartılacak nesnenin asıldığı kancalardan oluşuyor. Kantar kolunun üç yüzü, belirli bir ölçü sistemine göre çentiklerle eşit bölümlere ayrılmış ve böylece hafif, orta ve çok ağır olmak üzere üç tür yük de aynı terazi ile tartılabilmiş.

Bu dönemde kullanılan terazi ve kantarların benzer örnekleri Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde de kullanılmış. Hatta müzenin Roma-Bizans dönemi kantar ve terazileri incelendiğinde, günümüzde kullanılmaya devam eden mekanik kantarlardan ve kefeli terazilerden çok da farklı olmadıkları görülüyor.

Antik Yunan çağında Atina çevresinde uygulanan Solon yasalarının, Anadolu’da da geçerli olduğu düşünülüyor.
“Tarihin Babası” olarak anılan Halikarnassos’lu Herodotos’un ünlü Tarih’inde, bu çağda Anadolu’da kullanılan uzunluk ölçülerinin hemen hepsine yer verilmiş:

Ayak: 0,296 metre
Parmak: ayağın on altıda biri, 0,0185 metre
Dirsek: birbuçuk ayak, 0,444metre
Kulaç: 6 ayak ya da 4 dirsek, 1,776 metre
Plethron: 100 ayak
Stadion: 600 ayak; Atina stadion’u 77,6 metre.
Palma: 4 Palma 1 ayak, 6 Palma 1 dirsek
Skenes: (Mısır ölçüsü) 60 stadion’a eşit; yani 1 skenes 10 kilometre, 656 metre
Parasang: (İran ölçüsü) 30 stadion’a eşit, yani 5 kilometre, 328 metre
Arkaik ağırlık ölçekleri
Arkaik dönem sonu ağırlık ölçekleri
(Mezopotamya, M.Ö. 1.binyıl)
Anadolu’nun diğer merkezlerinde de örnekleri görülen yandaki ağırlıkların, Önasya ülkelerinde o dönemde geçerli olan mina, şekel gibi ağırlık birimlerinin karşılığı olarak üretilmiş olduğu düşünülüyor. Eski Asur Ticaret Kolonileri çağında ayrıca, değişim aracı olarak, tartılarak satılan gümüş külçelerin ya da işaretli çubukların kullanıldığı biliniyor. Daha öncesinde ölçü ve tartı aygıtlarının varlığı kanıtlanmış değil, ancak ele geçen bazı ölçekli değerli metal buluntuların, ölçü ya da değiş-tokuş birimleri olarak kullanıldığı sanılıyor. Örneğin Troya’da ele geçen küçük altın külçeleri ve özellikle ölçekli çubuklar, ölçüye dayalı bir ticaretin varlığına işaret ediyor. Hititler de, değişim aracı olarak demir, bronz çubuklar ya da gümüş külçeler kullanmışlar.İnanılmaz ama gerçek! İşte serginin bazı heyecan verici parçaları. Birkaç santim mesafeden (tabii bir camın arkasından) gördüğünüz küçüklü büyüklü, bu hematit veya kaya kristalinden yapılmış tartılarla, bundan en az 3000 (üçbin) yıl önce Anadolu’da birileri birşeyler tartıyordu.

Tartı ve ölçü sistemleri, tarım ürünlerinin tartılması, arazilerin ölçülmesi ya da ticaret işlemlerinin standartlaştırılması amacıyla önce Mısır ve Babil’de geliştirilmiş. İlk terazinin M.Ö. 3500’lerde Mısırlılar tarafından kullanıldığı bilinmekte. Eski Yunan ve Roma dönemlerinde de terazi, kantar, ölçek ve cetvel gibi aygıtların ve ağırlıkların yaygın olarak kullanıldığı, günümüze ulaşan örneklerden anlaşılıyor.