Edirne’nin Fethi

Edirne I.Murat tarafından fethedilmiş ve İstanbul’un alınışına kadar 92 yıl boyunca Osmanlı Devleti’nin başkenti olmuştur.Tarihi bir kent olan Edirne tarih boyunca daima önemi ve değerini korumuştur.  İşte Edirne’nin fethedilme serüveni…

Osmanlı fethinden önce küçük bir şehir olan ve günümüzde “Kaleiçi” denilen sınırla çevrili bölgeden ibaret olan Edirne, Balkanlara geçip orada tutunmak ve hakimiyet kurmak için stratejik önemi haiz olan bir şehirdi. Bizans İmparatorluğu’na bağlı idi.

Süleyman Paşa’dan sonra Rumeli’nin ikinci fatihi diyebileceğimiz Sultan I. Murad, bu şehrin askerî önemini anlamıştı. Bunun için de Edirne’yi feth etmeyi kendisine hedef olarak seçmişti. Ankara’nın yeniden alınmasından sonra artik sıra Edirne’ye geliyordu.

Kaynaklardan büyük bir kısminin, Sultan Murad’ın, babasını müteakip Osmanlı tahtına geçmesinden sonra feth edildiğini bildirdiği Edirne’nin zaptı, Osmanlıların Avrupa’ya kesin bir şekilde yerleşmeye çalıştıklarının işareti idi.

Osmanlılar, İmparator Kantakuzenos’a defalarca yardıma geldikleri zaman, gerek Edirne’nin, gerekse bütün bir bölgenin ehemmiyetini anladıkları gibi ulaşım ve stratejisini de anlamışlardı. Bundan dolayı Edirne’nin gerisini emniyet altında bulundurmak ve İstanbul tarafından gelebilecek bir Bizans taarruzuna mani olmak için Tzurulon denilen ve daha önce alınıp sonradan elden çıkmış bulunan Çorlu’nun alınması gerekiyordu. Buraya hücum eden Osmanlı birlikleri, kısa zamanda burayı tekrar alıp surlarını yıktılar. Buradan piskoposluk merkezi olan ve Arkadiopolis denilen Lüleburgaz’a geçtiler. burayı da kısa bir zamanda ele geçiren Osmanlılar, buranın surlarını da yıktılar. Lüleburgaz’ın zaptından hemen sonra Anadolu’dan göçmenler nakl edilerek buraya yerleştirildi. Bu, Büyük Selçukluların Anadolu’daki yerleşme siyasetlerinin bir benzeri idi. Böylece Osmanlilar’in Trakya’yı da İslâmlaştırmaya yönelik gerçek maksatları ortaya çıkmış oluyordu.

Bizans tarihinden bahs eden Dukas, Sultan Murad’ın Trakya’daki faaliyetlerinden bahs ederken söyle der:

“Ayni sene zarfında, Türk başbuğu Orhan dahi vefat ederek, beyliğini oğlu Murad’a terk eyledi. Murad Bey, Trakya şehirlerinden birçoklarını hükmü altına aldıktan sonra, Edirne’yi muhasara etti. Selanik’ten başka bütün Tesalya kıtasını zapt etti. Bu suretle Murad, Bizanslılara ait tekmil yerleri ele geçirdikten sonra Trivalya (Tuna nehri ile Bati Trakya arasında kalan bölge)’ya geldi.

Görüldüğü gibi Sultan Murad, Edirne yolu üzerinde bulunan ve daha önce düşman eline geçmiş olan Çorlu ile Lüleburgaz aldıktan sonra Edirne üzerine yürüyüp orayı feth etti. Bu arada Bizans’ın daha önce geri almış olduğu Malkara, Keşan ve İpsala, Gazi Evrenos Bey tarafından tekrar zapt edilip Osmanlı idaresine katildi. Hacı İlbeyi ise Enez Körfezi üzerinde ve Meriç’in batısında bulunan Dedeagaci (Megri-Makri) kasaba ve limanını aldı. Buradan da Kuzeye doğru Meriç’i takibe etmek suretiyle Didimatihon denilen Dimetoka’yı zapt etmişti.

Evrenos ve Hacı İlbeyi, yukarıda belirtilen yerleri elde ettikleri sırada bütün komutanların davetiyle Lüleburgaz mevkiinde toplanan bir harp meclisinde, verilen karar üzerine beylerbeyi Lala Şahin Pasa büyük bir kuvvetle Edirne üzerine sevk edildi. Bulgarların, Rumlara yardim etmeleri ihtimaline karsı sağ koldan Karadeniz sahiline doğru ilerleyen bir kişim kuvvetler, Kırklareli’ni işgal; Seren ve Drama taraflarında bulunan Sırpların da müdahale edebilecekleri düşünülerek sol kola memur edilmiş olan Evrenos kuvvetleri de Dimetoka’nın batısına doğru sevk edilerek savunma tertibatı alindi. Nihayet Babaeski ile Pınarhisar arasında Saz lidere mevkiine kadar gelmiş olan Rum ve Bulgar kuvvetleri ile yapılan kesin bir meydan muharebesi sonunda düşman bozuldu. Bunun sonucunda da Edirne zapt edildi (764 H. / 1363 M.). Edirne’de bulunan Rum komutan ise Meriç nehrinin kabarmasından istifade ile bir gece, maiyetinin bir kısmi ile bir kayığa atlayıp Enez’e kadar inerek oradan da Sırp ülkesine kaçmaya muvaffak oldu.

Sultan Murad, Edirne vaziyetini yoluna koyduktan sonra Beylerbeyi Lala Şahin Paça’yı burada bırakarak kendisi Dimetoka’ya gitti. Bir müddet için orasını kendisine karargah yaptı. Orada bir cami ile kendisine bir saray yaptırdı.

Sultan Murad, bununla yetinmeyerek faaliyetlerine devam etti. O, Lala Şahin’i kuzeyde Filibe ve Zara taraflarına sevk ettiği gibi Evrenos Beyi de Bati Trakya’nın fethine (Gümülcüne) memur etti. Lala Şahin Pasa pirinç ziraatıyla meşhur olan Filibe (Plovdiv)’i muhasara etti. Bu kuşatmaya dayanamayacağını anlayan kale muhafızı teslim olarak ailesiyle birlikte Sırbistan’a gitti. Evrenos Bey de Gümülcüne ile o havalide bazı yerleri aldı. Edirne’den sonra Filibe’nin de alınmasıyla Bizans, Bulgar ve Makedonya’daki Sırpların birbirleri ile olan irtibatları kesilmiş oluyordu. Böylece Bizans, tamamıyla Osmanlılarca çevrilmiş bulunuyordu.

Doğu Trakya’da yayılmakta olan Müslüman Türklerin bu yayılmasını önlemek için 1361 Temmuzunda İmparator Besinci Ioannes ile Venedikliler arasında bir antlaşma yapılmışsa da bir fayda temin edilemedi. Çünkü Osmanlılar, mütemadiyen Anadolu’dan göçmen naklederek sahilleri de siki sıkıya ellerinde tuttuklarından ayrıca yerli halka karsı çok merhametli ve âdilane bir idare tarzı uyguladıklarından içerde de herhangi bir isyan hareketine rastlanmıyordu. Bundan dolayı Bizans ile Venedikliler arasındaki ittifaktan bir netice elde edilemedi. Bunun üzerine imparator 1364′te Osmanlı Devleti ile anlaşarak mevcuda vaziyeti kabule mecbur olmuştu. Böylece Bizanslılar açısından Osmanlıların eline geçmiş bulunan yerlerin tekrar alınması ümidi de ortadan kalkmıştı. Çünkü İmparator, Osmanlıların aldıkları yerleri ne kendisinin ne de Sırpların geri almak için bir teşebbüste bulunmayacaklarını garanti ediyordu.

Edirne ve Doğu Trakya’nın fethi, Osmanlıların Avrupa’da kesin olarak yerleştiklerini gösteren bir hadisedir. Bu, Anadolu Müslüman Türk tarihi için olduğu kadar Balkanlar ve buna bağlı olarak Avrupa için de bir dönüm noktası olmuştur. Zira Osmanlılar sayesinde Avrupa, dinî müsamaha, insana saygı ve hukuka riayet gibi kavramlarla karsılaştı ki, bunları daha önce pek bildiği ve uyguladığı söylenemez. Osmanlı fütuhatının manevî sebep ve faktörlerinden bahsedilirken bu konuya daha detaylı bir şekilde temas edileceğini belirtmek gerekir.

Babasından devir aldığı küçük beyliği iki misli büyüterek teşkilatlı bir devlet haline getiren Orhan Bey, 1362 yılında vefat etti. Onun vefatı esnasında devletin sınırları 95.000 km2′ye çıkmıştı.