Zübeyde Hanım ve Ali Rıza Efendi Kimlerdi?

Türkiye Cumhutiyet Devleti nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ ün nasıl bir aile ortamında yetiştiğini görmek amacıyla annesi Zübeyde Hanım ile babası Ali Rıza Efendinin hayatlarını gözden geçirmek, onları tanımak, en az Mustafa Kemal Atatürk kadar onlara değer vermek gerekiyor.

Atatürk’ ün Ailesi


Babası Ali Rıza Efendi, annesi Zübeyde Hanım’dır. Baba tarafından dedesi Hafız Ahmet Efendi XIV-XV. yüzyıllarda Konya ve Aydın’dan Makedonya’ya yerleştirilmiş Kocacık Yörüklerindendir.Milis subaylığı, evkaf katipliği ve kereste ticareti yapan Ali Rıza Efendi, 1871 yılında Zübeyde Hanım’la evlendi.  Selanik’te doğduğu evden ailenin orta halli, hatta bundan az üstün durumda olduğu anlaşılmaktadır. Atatürk’ün beş kardeşinden dördü küçük yaşlarda öldü, sadece Makbule (Atadan) 1956 yılına değin yaşadı.

Zübeyde Hanım Kimdi?

Atatürk’ün annesi Zübeyde Hanım, Hacı Sofu ailesinden Feyzullah Ağa’nın kızıdır. Zeki, sağduyulu, dine ve geleneklere bağlı bir kadındı. Oğlunun mahalle mektebine gelenekten olan ilâhilerle başlamasını istemişti. Ancak oğlunun zamanın gerektirdiği biçimde yetişmesini engellememiş, hele kocası öldükten sonra onun iyi öğretim görmesine elinden geldiği kadar çalışmıştır…
Onun sağduyusu ve taşıdığı yüksek onur duygularının bir örneği aşağıdaki olayda görülür.

O, daha Selanik’te bulundukları sırada oğlunun, kendi evinde, II inci Abdülhamit yönetimine karşı çalışan bir takım arkadaşları ile yaptığı toplantıda nelerle uğraşıldığını öğrenince, padişaha karşı çalışmanın sonuçlarından ürkmüş, ancak Mustafa Kemal’in işi kendisine anlatması üzerine sorunu kavrayıp ” gizli şeyleriniz varsa ben saklayayım, muvaffak olmak zordur, mahvolmak daha tabiidir ” dedikten sonra şöyle konuşmuştur :

” … evlâdım bir gün bu işler olduktan sonra seni namus ve haysiyet sahibi olanlarla görmezsem işte o zaman meyus olurum. Ben senin kadar okumadım, senin kadar bilmem, seni gördüğün, anladığın şeyleri yapmaktan menetmeye kalkışmam, yalnız dikkat et, esas muvaffak olmaktır, muvaffak olmaya çalış ”

Selanik, Yunanlıların eline düştükten sonra kızı Bayan Makbule (Ata’dan) ile İstanbul’a gelen Zübeyde Hanım millî mücadele sırasında binbir merak ve heyecan, ancak büyük kıvanç duyguları içinde İstanbul’da kalmış ve Ankara’ya gitmiştir.

Kalbinden hasta bulunduğu için Ankara’da kalması uygun görülmemiş ve zaferden sonra İzmir’e gönderilmiştir. Orada 1923 yılında vefat etmiştir.

Ali Rıza Efendi


Atatürk’ün babası Ali Rıza Efendi, Selânik yerlilerindendi. Uzak dedeleri Vidin’den ayrılarak Serez’de yerleşmişler, oradan da Selânik’e gelmişlerdi. Ali Rıza Efendi, önce Selanik’te evkaf kâtipliği yapmıştır. Atatürk, onu az hatırladığını söylemekle birlikte zekâ ve azmini anar, modern düşünceli bir kimse olduğunu söylerdi.

1876 da Sırbistan’la savaş başladıktan sonra Selanik’te gönüllülerden bir “Asakiri Milliye” taburu kurulmuş ve Ali Efendi orada mülâzımı evvel (Üsteğmen) olmuştur.

II. Abdülhamid’in vehmi üzerine bu ve buna benzer birlikler dağıtıldıktan az sonra Ali Efendi’nin evkaftan çekilip rüsumat memuru olduğu anlaşılıyor. Daha sonra özel hayata atılıp kereste tüccarlığı yapmıştır.

Atatürk’ün Selanik’te doğduğu evden ailenin orta halli, hatta bundan az üstün durumda olduğu anlaşılmaktadır.

XIX. uncu yüzyılda hele taşralarda kayıtlar pek eksik olduğundan onun doğum günü bilinmemektedir. O, Rumi 1286 yılında doğmuş olarak kayıtlı olduğuna göre 1880 veya 1881 de doğmuş demektir. Adı Mustafa idi.

19 Mayıs 1932 de Bay Reşit Saffet Atabinen’in kendisine ” Doğum gününüzü kutlarım ” yollu bir telgraf çekmesi, Atatürk’ün hoşuna gitmişti. Bundan az sonra Temmuz 1932 de Türk Tarih Kurumu’nun ilk kongresi sırasında Aydın Halkevi’nin tarih, dil, edebiyat komitesinin bir ” Gazi Günü ” kabul etmek istediğini söyleyip ona doğum gününü soran öğretmene Atatürk : ” Bana onu sormayınız, ben doğduğum günü bilmiyorum ” der ve “Gazi Günü” olarak da : ” Samsun’a çıktığım günü ” yapınız sözünü eklemiştir.