Güney Kürdistan dağlarında günlerdir gerillalar ile birlikte yürüyorum. Uzun süredir Türkiye’nin gündeminde olan ‘sınır ötesi’ operasyona ilişkin dağlardaki gerilla komutanları ve en üst düzeydeki isimlerle konuşmuş ve bunu çeşitli haberlerle okurlara ulaştırmıştım. Bu kez dağlarda mevzilerinin başlarında, tepelerde nöbet tutan gerillalarla siyaseti, güncel gelişmeleri ve TSK’nin olası Güney Kürdistan operasyonunu konuşmak istedim. Gerilla mevzilerini, gerillanın tuttukları tepeleri gezdim. Ağustos’un sıcağında dağların doruklarındaki mevzilerde gerilla ne yapıyordu? Zamanını nasıl geçiriyordu? TSK’nin askeri operasyonlarını nasıl yorumluyordu?

Bir gerillayla bulunduğumuz yerin en yüksek noktasına tırmanmaya başlıyoruz. Öğleden sonra sıcağın kırılmaya başladığı bir zaman. Çıkacağımız yerin yaklaşık 4 bin metre yükseklikte olduğunu belirtiyor. Çıkabileceğimi söylüyorum. Dağın zirvesine çıkana kadar dört mevsimi bir arada yaşıyoruz. Ağustos ortasında dağda erimemiş kar, yeni açan çiçekler, soğuk sular ve kurumuş otlar… Saatler süren yolculuğun yorgunluğunu gideren görüntü karelerine güneşin doğuşu ve batışı da ekleniyor…

Gece ayın doğuşuyla birlikte zirvedeki gerillaların yanlarına ulaşıyoruz. Gece esintisinde, esprili gerillaların sıcak karşılama anları… Soğuk su ve yemek molası sonrasında, kamufle ateşte demlenmiş sıcak demli çay… Ve gerilla ile doğal sohbet girişi olan cümle ile başlıyor:

‘Dağların güzelliği üzerine ve gerillanın dağlarla tanımlı anlamı’ anlatılıyor. Sohbete müdahale etmiyorum. Pasif dinleyici konumundayım. Aşağıdan benimle gelen gerilla kısa kısa gelişmeleri anlatıyor. Onlar soruyor ve her cevap sonrasında yorumlarını yapıyorlar. En çarpıcı yorumları TSK’nin Güney Kürdistan’a olası operasyonları… ‘Asker gelirse’ diye başlıyor biri; ‘Biz hazırlıklıyız. Gördüğünüz gibi her şeyimizle hazırız. TSK özel savaş yürütüyor. Psikolojik savaş ile gündemi saptırıyor. Güney Kürdistan’a girmek de çıkmak da zordur. Askerin psikolojisi ile gerillanın psikolojisi farklıdır. Askerin binbir sorunu var ve her şeyi harita üzeri planlıyorlar. Oysa gerilla coğrafyanın her karesini bilmek zorunda. Bilmezse dayanamaz zaten. Ama askerlerin sorunları çok fazla. En başta kaygılılar. İş kaygısı, eş kaygısı, para kazanma kaygısı, asker dönüşü sivil hayalleri var. Bu topraklarda, bu sıcağa da, soğuğa da, susuzluğa da dayanamazlar. Ama gerilla öyle değil. Bizim hayalimiz zaten bu dağlara gelmekti. Özgürlüğümüz için dağlarımızı ve kentlerimizi savunmaktı. Bu çok temel farktır. İkincisi de buraya geldiklerinde nelerle karşılaşacağını bilmiyorlar. Biz çok hazırlıklıyız. Hem de her açıdan’ Başka bir gerilla, söze başka yerden devam ediyor: ‘Kuzey Kürdistan ve Türkiye’de binlerce gerilla arkadaşımız var. TSK orda onlarla başa çıkabiliyor mu? O koşullarda yüzbinlerce kişilik orduya karşı yıllardır direniyoruz. Burada da onlar gibi hatta daha fazlasıyla direniriz. Çok insan ölür. Biz bunu istemiyoruz, ama Türk devleti hala çok ölüm istiyor. Hatta bir eylemde ölen askerden birinin günlüğünü okumuştuk. Korkuyordu ve bu savaşın anlamsız olduğunu söylüyordu. Her gün bunu yazmıştı defterine.’

Gerillalar daha sonra gündemdeki her konuya ilişkin yorumlarda bulunuyor. Şakalaşıyorlar. Nöbet değişimleri yapıyorlar. Gece ay ışığı ve yıldızlar ile Güney Kürdistan dağları üzerine göz gezdiriyorum. Sabah erkenden bir gerilla bizi uyandırıyor. 4 bin metre yükseklikten güneşin doğuşunu izlememiz için. Birlikte yarım saat daha yürüyoruz. Karşımızda güneşin ilk renkleri dağların üzerine yayılıyor. Görüntü kutsallık yayıyor güne. Güneşin doğuşundan sonra dönüyoruz. Sıcak çaylar hazırlanmış. Ateşin başında sabahın serinliğinde kitap okuyan gerillalar var. Okudukları kitaplar Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın ‘Kutsallık ve Lanetin Şehri Urfa’,’Sosyalizmde Israr İnsan Olmakta Israr’ ve Gabriel Garcia Marquez’in ‘Yaprak Fırtınası.’ Sabahın bu saatindeki bu kare çok şey anlatıyor bana. Sonra dağın zirvesini geziniyoruz. Soğuk sular, kayalıklar, gerillaların her türlü ihtimale karşı yapmış oldukları sığınakları, ağır silahları ve derin mevzilerini geziyoruz. Nöbet yerlerinde ağır silahları ve dürbünleriyle tepeleri, vadileri, ovaları ve yolları gözlüyorlar. Dağın zirvesini gezme turumuzu, denizden 4 bin metre yükseklikte yapılan voleybol sahasındaki kısa maçı izleyerek devam ettiriyorum. Sonra güneş, aynı doğduğu kutsallıkta, yine dağların üzerinden, gerilla gözlerinin arasından çekilip gidiyor.

Gece, yorgunluğa aldırmayan gerillalar, satranç oyunları ve okudukları kitaplar üzerine sohbet tartışmalarıyla devam ediyor. Marquez’in ‘Yaprak Fırtınası’ adlı kitabı bitiren gerilla, kitabı fazla beğenmediğini söylüyor. Bir diğeri okumak için yeni bir kitap istiyor: ‘Kürdistan’da Militan Kişilik’ ya da ‘PKK Tarihi’ kitapları kimde?’ diyor.

Gece yarısına varıyoruz. Gerillalar, mevzilerine çekiliyor. Bize uyumak için yerlerimizi gösteriyorlar. Dağın zirvesinde yıldızlar ve yıldızların mesken tuttuğu gökyüzünün ve dağlarının nöbetini tutan gerillalar var. Bir de, serin esen bir gece yeli içine dalıp giden ülke…